Ana içeriğe atla

Babacan sadece konuşuyor


Türkiye siyasetinin Merkez Bankası’na kanuni görevini yapma iznini vermediğini söyleyen Profesör Refet Gürkaynak’a göre TCMB artık bu politik baskı altında bu işi yapmaya kadir değil. Gürkaynak, Ali Babacan için ise "Babacan muhalefet gibi konuşuyor. Birilerinin bu reformları şevkle yapması bu memleket için elzem. Bunu söylüyor olmak kafi değil" diyor.




Bilkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Refet Gürkaynak, Merkez Bankası’nın (TCMB) kendisine izin verildiği takdirde hâlâ enflasyonu rahatlıkla kontrol edecek olan bir kurum olduğunu belirterek “Ancak Merkez Bankamız çok büyük bir siyasi bir baskı altında. Türkiye siyaseti TCMB’ye kanuni görevini yapma iznini vermiyor. Merkez Bankası artık bu kısıtlar altında bu işi yapmaya kadir değil” dedi. Merkez’in faiz artırmak için Fed’i işaret etmesini doğru bulmadığını söyleyen Gürkaynak’a göre Merkez, “Fed bile faiz artırdı, bu şartlarda ben de artırmak zorundayım” diyerek faiz artışını siyasetçilere kabul ettirmeye çalışacak. Gürkaynak, Merkez Bankası’na olan güvenin zedelendiğini belirtirken, Türkiye’ye gelmek isteyen yabancı yatırımcı için asıl büyük sorunu da can güvenliği ve adalet sisteminin tahmin edilemeyecek kadar taraflı olması şeklinde yorumluyor. Fed’de de bir dönem iktisatçılık yapan Gürkaynak, merakla beklenen Fed’in faiz artışıyla ilgili de çarpıcı bir detayı ortaya koyuyor. Fed, kriz öncesinin beş katına ulaşan bilançosuyla nasıl para politikası yapacağını bilmiyor, faizi eskisi gibi kontrol edip edemeyeceği meçhul.

Refet Gürkaynak ile gelişmiş ülkelerdeki para politikalarından Türkiye’nin yapısal sorunları ve Merkez Bankası’nın bağımsızlık problemine kadar pek çok konuda konuştuk. Gürkaynak’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Pelin Ünker - Prof.Dr. Refet Gürkaynak

SADECE PARA POLİTİKASI YETMEZ

* Avrupa Merkez Bankası ve Fed’de daha önce çalışmış bir isim olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının bugünkü para politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunların hepsini o ülkelerin iktisadi durumlarıyla beraber anlamak gerekiyor. Japonya bizim 25 senedir durgunluk diye düşüneceğimiz bir durumda ve deflasyonla uğraşıyor. Bunun için de Japon Merkez Bankası uzun zamandır çok genişlemeci bir para politikası uyguluyor. Diğer ekonomiler 2008’de, 2009’da krize girdikleri zaman, reel ekonomiyi desteklemek için para politikasını gevşettiler. Başlarına gelen şey hem üretimin düşmesi, işsizliğin artması ama bunla beraber enflasyonun da çok fazla düşmesi ve hatta deflasyon riskinin ortaya çıkmasıydı. Fiyatların düşmesi demek, mesela krediyle iş yapan bir şirket için, sattığınız malın fiyatı azaldı ama borcunuz baki, dolayısıyla reel borcunuz arttı demek. Bu, şirketler üzerine çok büyük bir yük getiriyor. İkincisi bunun talebi köstekleyen bir tarafı var. Malların fiyatları gittikçe düşüyorsa o zaman siz de yarın alsam daha ucuza alırım deyip almaz oluyorsunuz, dolayısıyla bu talebi azaltıyor. Üçüncüsü reel ücretleri artırarak istihdamı çok pahalı bir hale geliyor. Dolayısıyla da bu ülkeler hem talebi desteklemek hem de enflasyon yaratmak istiyorlar. Onun için de hem  Avro  bölgesinde hem İngiltere’de hem de Amerika’da faizin sıfıra kadar indiğini gördük efektif olarak. 

Ancak nominal faizi sıfır, enflasyon eksi 2 ise reel faiz pozitif yüzde 2 oluyor. Bu da az bir reel faiz değil. Tam da bu nedenle zaten bir yandan deflasyon oluyor bir yandan  nominal faizler negatife gitmiyorlar. Merkez bankaları de yeterince genişlemeci para politikası uygulayamaz hale geliyor ve faiz dışı araçlar ile talebi desteklemeye çalışıyorlar.

* Peki bu politikalar işe yaradı mı?
Gelişmiş ülkelerin yaşadıkları sorun aslında para politikasıyla çözülebilecek bir sorun değildi. Finansal kriz tarafında para politikasının yapabileceği işler vardı ve yaptılar. Yani bankaların batmasına engel olursunuz, bankaların ani likidite ihtiyaçlarını karşılarsınız, para piyasalarının donmasına engel olursunuz. Merkez bankaları bununla az ya da çok başarılı bir şekilde uğraştılar. Fakat artık mali krizin kendisiyle uğraşmıyorum bunun arkasından gelen iktisadi durgunlukla uğraşıyorum onda da faizi sıfıra kadar çektim dediğiniz yerde, artık maliye politikası yapılması lazım. Halbuki ideolojik bir saplantıyla birçok yerde hiçbir maliye politikası genişlemesi doğru düzgün yapılmadı ya da Avrupa’da olduğu gibi bir taraftan özel talep düşerken bir taraftan kamu sektörü talebini düşürücü mali daraltıcı politikalar uygulandı. Merkez bankalarının hepsi çıkıp dediler ki, tamam madem maliye politikası bizim istediğimiz gibi yapılmıyor o zaman biz bir şekilde para politikasını daha genişlemeci bir şekilde kullanmak için deneyler yapacağız. Büyümeyi bir amaç edineceğiz burada.

* TCMB için de ’büyümeyi desteklesin’ tartışması vardı geçtiğimiz dönemde. Aynı şey mi?
Bunların bir kısmının kanuni amacında zaten var. Bir kısmında yok ama onlar da en kötüsü enflasyon yükselir diyebiliyorlardı. Onu da istiyorlar zaten. Yani Türkiye’den büyük farkları o. Biz yüksek enflasyon ülkesiyiz hala. Bizim merkez bankamızın yaptığı bir iktisat politikası talebi arttıracaksa enflasyonu da arttıracak ve birinci vazifesi enflasyonu kontrol etmek. Bunu yapmamalıyım demek zorunda. 

Merkez bankaları tamam o zaman biz büyüme ile uğraşalım yahut mali istikrarla, finansal istikrarla, döviz akımları ile uğraşalım dedikleri zaman aslında bunu yapması gereken devlet kurumlarına bu işin yapılmamasının cezasını da ben çekeceğim artık diyorlar ve bu işin yapılmasını geciktiriyorlar da. Bir şekilde bilumum gelişmiş ülkelerin merkez bankaları tamam biz türlü çeşitli para politikası cambazlıkları yapıp talebi daha desteklemeye çalışacağız dediler. Ortalığa sebil gibi para çıkartırsak birileri bunu harcamak ister diye düşündüler. Yapılan para politikası buydu. Ortalığa çıkan o sebil gibi paranın epey bir kısmı da bu ülkelerin dışına çıktılar. Niye? Oralarda bi talep yok o paraya çünkü bir şey yapmak istemiyor insanlar. Halbuki dünyanın geri kalanında hani borç alsamda harcasam diyen insanlar var gerçekten. Mesela Türkiye’de. O çıkan kaynağın gelişmekte olan ülkelerde artması şaşırtıcı değildi o sırada. Bu politika gelişmiş ülkelerde i̇şe yaradı mı? Bir zararı olmadığından çok eminim. Çok  büyük bir faydası olduğunu da düşünmüyorum. 

FED NE YAPACAĞINI BİLMİYOR

* Parasal genişleme programlarının çok uzun süre uygulanması işleri karmaşıklaştırdı mı?
Bunu kuvvetle söyleyecek bir veri yok elimizde. Ama bu programların uygulanması, uzun vadeli faizleri biraz daha aşağı çekti. Uzun vadeli faizlerin aşağı inmesi de biraz daha genişlemesi etkileri olan bir şey dolayısıyla bu bakımdan hafif bir faydası olduğunu düşünüyoruz. 

Öte yandan bunun  yarattığı şöyle bir zorluk var şu anda, Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) bu krize girerken olandan yaklaşık beş katı daha büyük bir bilançosu var şu anda. Bu kadar fazla para çıkarttı ortaya. Şimdi o büyüklükte bir bilançoyla para politikası yapmayı Fed bilmiyor. O büyüklükteki bir bilançoyla faizleri kontrol etmeyi bilmiyor. Bunlar çok konuşulan şeyler değiller ama çok önemli bir mesele. O müessese şu anda faizi biz 0.25 olmaktan 0.50 ye çıkartmak istiyoruz desek aslında bunu  yapmaya kadir miyiz endişesi taşıyor. Çünkü ortalıkta o kadar çok likitide, o kadar çok para var ki ben o paranın fiyatının 100’de yarım olmasını istiyorum dersiniz ve eğer idare edemiyorsanız, bunun fiyatı 100’de yarıma çıkmayabilir. 100’de 0.25’te sürünebilir yine ve o hakikaten ciddi bir risk. Fed de epey uzun bir zamandır para politikasını yapma yöntemlerini, araçlarını buna göre değiştirmeye çalışıyor ki hakikaten eskisi gibi para politikası yapabilir olsun. Ama bu ilk faiz artışının çok önemli nedenlerinden bir tanesi Fed’in bir an önce bir tane yapayım şunlardan ki nasıl yapacağımı anlayayım kendim göreyim derdinde olması olacak.

* Yani Jackson Hole toplantılarında bunlar mı tartışılıyor?
Bunlar da tartışılıyor. Bunlar biraz daha sessiz sessiz tartışılıyorlar. Merkez bankacılar biz emin değiller eskisi gibi merkez bankacılığı yapabiliyorlar mı yapamıyorlar mı? Yani mesele şuna geliyor Fed ortaya trilyonlarca doları attı, o  paranın hepsini geri çekebilir. Fakat o paranın hepsini geri çekerse yaratacağı sarsıntılı büyük bir felaket. O para ortalıkta iken uzun bir süre yine eskisi gibi bir para politikası yapmaya çalışacak. Nasıl olacak o iş? O hiç kolay bir soru değil ve hepimiz yapmaya başlandığı zaman karşımıza beklemediğimiz bir şeyler çıkacağını tahmin edebiliyoruz.

* Yeni bir kriz dalgası gelebilir mi?
Kriz dalgasının olmasını beklemiyorum ama ’Fed o kadar da para politikasını kontrol edemiyor’ dedirtecek şeylerin olmasını istemiyorlar. Mesela dikkat ederseniz Fed yıllardır bankalararası piyasadaki gecelik faizin sıfır ile 25 baz puan arasında olmasını istiyor. Niye yüzde 0.25 olmasını istiyorum demiyor da 0 ile 0.25 arasında olmasını istiyorum diyor? Tutamıyor orada. 0.25’te tutmaya kadir değil. Halbuki bankalararası piyasa merkez bankasının kuruşuna kadar kontrol etmesini beklediğimiz bir piyasa. Ama o piyasada bile bu kadar büyük bir likidite olduğu zaman merkez bankası o likiditenin fiyatına bir alt sınır koyamayabiliyor. 

Amerikan merkez bankası diyor ki eğer bana getirip fazla rezervinizi verirseniz buna 25 baz puan faiz ödeyeceğim. Buna rağmen piyasa faizini 25 baz puana çekemiyor, onun altında kalıyor faiz. Üstüne para verip yapamıyor bunu şu anda. Şimdi bu hakikaten önemli bir mülahaza. Amerikan merkez bankacılarının çok düşündükleri bir şey. O binanın dışında hemen hemen hiç konuşulmayan bir şey ama bunları yavaş yavaş yaşayarak öğrenmek zorunda kalacağız.

* Peki sizce Fed ne zaman arttırmalı faizi?
Benim kuvvetli tercihim birinciyi bir an önce yapsınlar bugün mü olacak yarın mı olacak tepemizde sallanıp durmasın bu ve yaptıklarında desinler ki bundan sonra altı ay daha arttırmayacağız. Yani bu sıfır faiz ortamından çıkalım ama öyle ciddi bir sıkılaştırmaya hemen gitmeyeceğiz onun epey bir vakti var deseler rahat ederiz.

Fakat bu ilk faiz artırımı o kadar mistik bir hal aldı ki, hani böyle bambaşka bir dünyaya geçeceğiz bütün para politikası rejimi değişecek gibi, bunun yapılmasının getirdiği etki çok kuvvetli olacak. Ben bunun Fed’in bir iletişim hatası olduğunu düşünüyorum. 

Alışık olmadığımız şeylerden bir tanesi de dünyanın geri kalanı bütünüyle ıkınırken ABD ekonomisinin tek başına büyüyor olması. ABD ekonomisi hakikatten bu kadar kapalı bir ekonomiymiş gibi başka her taraf küçülür ya da en azından büyüyemezken kendi başına büyüyecek mi? Bunu Fed de bilmiyor. Onun için de yavaşlatıyor para politikası yapma şeklini. Tam Fed’in faiz artırımının arkasından ABD ekonomisi yavaşlamaya girerse bakın yine işsizlik yükselmeye başladı, böyle basiretsiz para politikası olur mu şeklinde tepkiler gelecektir. Dertlerini anlatmaları mümkün değil.


Prof.Dr. Refet Gürkaynak

DELİ GİBİ BORÇLANDIK

* Fed faiz artırırsa ve Türkiye yapısal sorunlarıyla buna yakalanırsa kriz gelir diyebilir miyiz?
Bu bizim faturasını Fed’e kesebileceğimiz bir şey değil. Yaptımız işin sorumluluğunu almak zorundayız. Biz cari açığı da bu şekilde açıklıyoruz zaten yabancı para basıyor biz de ne yapalım mecburiyetten borç alıp harcıyoruz. Böyle saçma şey olmaz. Eğer biz bu ülkenin iktisat politikası yapıcıları isek her bakımdan bunlar bizim kararlarımızın sonuçları. Ben borç aldığım için borç ödüyorum kimse bana zorla borç vermiyor. Bizim para politikamız da maliye politikamız da 2009 krizinden beri çok genişlemeci. 2009 krizi sırasında, ki biz o krizden kuvvetle etkilendik, bu doğru bir politikaydı. Talep çok düşük, dolayısıyla enflasyon bile Türkiye için çok düşüktü. Fakat ondan sonra 2010’da 2011’de gürül gürül büyüyüp ekonomi normale döndüğü noktada artık aynı şeyi söyleyemiyor olman lazım. 

Yani şu ikisini ayırmak lazım: Biz çok zengin bir ülke değiliz, 2009’da kendi standartlarımızda dahi fakirleşmiştik. Şimdi normalimize döndük ve onu da beğenmiyoruz. Ama bunun yapısal nedenleri var. Yani eğitim sistemimiz leş gibi, bir adalet sistemimiz leş gibi. İnsanları üretken yatırımlar yapmak yerine müteahhit olmaya teşvik ediyoruz. vs. Bu ekonomiyi daha fazla üretebilir hale getirmek yerine üretim yapısını değiştirmeden talebi körüklüyorsan o zaman sadece enflasyon ve ithalat patlaması yaratıyorsun. Biz de zaten bunu gördük. 

Dolayısıyla 2010-2011 ile başlayan dönemdeki çok kötü bir para ve maliye politikası bileşimiydi. Yani bizim para politikamız o dönemde enflasyona vermesi gereken tepkiyi vermez oldu.  Faizlerin artması gerekirdi artmadı. Maliye politikamız da düşük faizlerden gelen faiz harcaması tasarrufunu doğrudan tasarrufa çevireceğine onu devlet harcamasına dönüştürdü. Dolayısıyla da iki elden birden bir harcama ve genişleme başladı Türkiye’de. Bu dünyanın geri kalanındaki parasal genişlemeyle birleştiği zaman gerçekten deli gibi borçlandık. Bundan 10-12 sene evvel hanehalkı borçlarının milli gelire oranı yüzde 2 civarındaydı. Şimdi ise yüzde 22’si civarında 11 katına çıkmış durumda. Bunun nedenini Amerika’da arayamayız. Bu Türkiye’nin yaptığı bir şey. 

Buradaki çok standart örnek Hindistan. Onlar da fakirler ve büyüyemiyorlardı, enflasyon çok yüksekti. Raghuram Rajan’ı merkez bankası başkanı yaptılar. Al ne yaparsan yap dediler, yapınca oluyormuş. Şimdi onu görüyoruz. Hindistan da gelişmekte olan ülke ama pozitif ayrışıyor. Biz de gelişmekte olan ülkeyiz negatif ayrışıyoruz. Gelişmekte olan ülkeler karşısında da zayıflıyoruz şu anda. Paramız onlara karşı da değer kaybediyor.

BELİMİZİ DOĞRULTAMAYACAĞIZ

* 2009 krizinden daha kötü bir kriz yaşanır mı Türkiye’de?
Onu söylemek kolay değil. Ben öyle olmasını beklemiyorum. Eğer büyük bir mali sıkıntı çıkmazsa ortaya. Şu olursa büyük sıkıntı yaşarız gerçekten: Eğer birtakım Türk şirketleri çıkıp derse ki bizim çok fazla döviz borcumuz vardı ama dişimizle tırnağımızla didinip idare etmeye çalıştık. Ama bu döviz kurlarıyla tekrar borçlanıp yürütemiyoruz. O yüzden buyurun anahtarları biz dükkanı kapatıp gidiyoruz. Bu çok büyük bir sıkıntı olur. Ben bunu görmeyi beklemiyorum. Ama şu olacaktır: bizim yüzde 5’lerdeyken beğenmediğimiz büyüme hızımız yüzde 3’lere ve bunun biraz altına doğru gitti ve biz bundan belimizi doğrultamayacağız bu konjonktürde. Bu da Türkiye demografisinde büyük bir sıkıntı. Çünkü işsizlik yaratıyor olmak demek. Bir şekilde zenginleşmeyi kendisine hak gören ve bunu beklediği için zaten borçlanmış insanlara o zenginlik gelmeyecek ve onun için de zannettiğinden çok daha  düşük bir gelir profili içinde yaşayarak o biriktirdiğin borcu ödemek zorundasın demek zorunda olacağız.

* Merkez Bankası bu dönemi iyi yönetti mi sizce? Enflasyon hedeflerinin tutturulamaması güven eksikliği yaratıyor mu?
Merkez Bankamız çok büyük bir siyasi bir baskı altında. Ve bir merkez bankasına enflasyon hedeflemesi yaptığında faiz artırmadan yap dediğiniz zaman ortaya çıkacak olan en iyi şartların altında yaşıyoruz şu anda. Bu bir tarafıyla Merkez Bankamızın becerisinin, iktisadi anlayışının genişliğinin olumlu sonucu. Dünyanın başka bir merkez bankasına faiz artırmadan enflasyonu kontrol et deseniz ortaya çıkacak olan rezilliğin çok daha iyisinin içinde yaşıyoruz. Ama yine bir rezillik içinde yaşıyoruz. 

Bizim Merkez Bankamız özellikle de siyasetçilerimizin iktisattan hiç anlamayışlarını farkında olduğu için adına faiz artışı demeden faiz artıracak bir sürü yöntemler geliştirmeye çalıştı. Bunların bir kısmı göze parmak yöntemlerdi. Ama onu da anlamayacak siyasetçilerimiz vardı. Yani nedir politika faizim var benim o faizi artırmayacağım hatta hafif indireceğim. Ama faiz koridorunu da genişleteceğim ve bankalararası piyasada borçlanma maliyetini belirleyen faizin o koridorun üst tarafına yükselmesine müsaade ediyorum diyeceğim. Buna bakan üç kuruş iktisat görmüş herkes sen faiz artırıyorsun parasal koşulları sıkılaştırıyorsun der. Bizim Merkez Bankamız epey uzun bir zaman bununla idare etmeyi becerebildi. Siyasiler bakın bizim dediğimiz gibi faiz yükseltmiyorlar dediği için. Ama yani bunların kendisinin getirdiği maliyetler var. Para politikası anlaşılamaz bir hale geliyor bunu yaptığınız zaman. Halbuki para politikası dediğimiz şey güvenilirlik tesis edilerek işleyen bir müessese.

* Güvenilirlik neden önemli?
Yani ne olacak? Ben diyeceğim ki enflasyon olmasını beklemiyorum çünkü olacak olsaydı merkez bankası buna müsaade etmezdi. Nereden biliyorum çünkü geçen sefer enflasyon yükselir gibi olduğu zaman faiz artırmışlardı. Yine yaparlar bunu. Onun için de olmaz enflasyon. Bunu söyleyebiliyorsanız siz fiyat artırırken de maaşınıza zam isterken de düşündüğünüz enflasyon makul bir enflasyon, hedefe yakın bir enflasyon, o da kendisi zaten enflasyonu kontrol eden bir hale geliyor. Merkez bankacılığında kredibilite o yüzden önemli. 

Ama aynı nedenle merkez bankacılığında şeffaflık da bu yüzden önemli. Bazı insanların da merkez bankasının ne yaptığını anlayabiliyor olması gerekiyor. Mesela yabancı yatırımcı için önemli bir şey bu. Türkiye’deki mali piyasalarda iş yapan insanların dahi anlayamayacağı karman çorman bir para politikası yapmaya başlarsanız eğer o zaman şuna geliyor. TCMB çok yaratıcı, beklenmedik, enteresan politikalar yapıyor. Bunlara bakması çok zevkli ama ne yaptıklarını anlamıyoruz. Şimdi bununla TCMB faizin bir şekilde enflasyonu kontrol etmek için kullanılacağını taahhüt ediyor ve biz bunun ne demek olduğunu biliyoruz arasında büyük bir fark var.

 Bu anlaşılamazlığın kendisi bir sorun yaratıyordu zaten, bunun üstüne enflasyon hedefleri kaçmaya başlayınca o zaman diyorsun ki peki bir şekilde merkez bankası, ben iyi niyetlerinden şüphe etmiyorum, hala enflasyonu kontrol etmek istiyor. Bunun için türlü çeşitli yöntemler geliştiriyorlar. Ama belli ki bu merkez bankası artık bu kısıtlar altında, üzerlerindeki bu politik baskı altında bu işi yapmaya kadir değil. Bunu söylediğiniz zaman işin çivisi çıkıyor. Bunu en kuvvetle Aralık 2013’teki yolsuzluk soruşturmaları sırasında gördük. O sırada döviz kuru başını alıp gitmeye başladı. Her Türk vatandaşı döviz kuru zıpladığı zaman bunun arkasından enflasyon gelecek, bunu biliyor. Onun için de döviz kuruna aldırmayan bir merkez bankası dahi eğer enflasyona aldırıyorsa buna bir şey yapmalı diye bekliyorsun. Bizim merkez bankamız hemen bunun arkasından gelen PPK toplantısında ben faiz artırmıyorum dediği için döviz çıldırdı. O sırada mesela ne düşünüyorsunuz? Dolar 2.3 olmaz çünkü onun getireceği enflasyon çok yüksek bir enflasyon olur. Merkez Bankası buna müsaade etmez. Merkez Bankası ben bir şey yapmayacağım dediği zaman 2.3 de olur 2.5 de olur, 3 de... Kim tutacak? Kimin tutacağının cevabı hep merkez bankası olmak zorunda. Bu Türkiye’de önemli bir mesele.

FED'E YASLANMAK YANLIŞ

TCMB’nin teknik kapasitesi çok yüksek beşeri sermayesi çok yüksek. Hala Türkiye ekonomisini çok açık arayla en iyi anlayan kurum. Hala eline imkan verildiği zaman, kendisine izin verildiği zaman bu ekonomideki enflasyonu rahatlıkla kontrol edecek olan bir kurum. Şu anda sadece ekonomi politik konuşuyoruz. Türkiye siyaseti bu kuruma kanuni görevini yapma iznini verecek mi vermeyecek mi? Şu anda bu izne sahip değil Merkez Bankası. Dolayısıyla da bir şekilde kendilerine bir yer açmaya çalışıyorlar, mesela dünyanın geri kalanında likidite çok yüksek olduğu için biz de böyle enteresan para politikaları falan yapıyorduk o bittiği zaman biz de bunları yavaş yavaş bitiririz demek, en azından Fed’e yaslanıp da faiz artırabiliyor olalım deme şekli. Bunun bir iyi tarafı yapabiliyorsanız en azından bu nedenle yine siyasileri bir şekilde inandırabildiyseniz “Bak Fed bile faiz artırmaya başladı. Biz de biraz yapmak zorundayız bunu” diyerek zaten yapmış olmanız gerekeni yapacaksınız. Kötü tarafı ise Türkiye’de şu an bu enflasyonla TCMB’nin faizi zaten artırıyor olması gerekiyor. Merkez Bankası’nın Türkiye’de bir tane işi var. Kanun diyor ki sen bir faiz oranını kontrol edebiliyorsun. O bir faiz oranıyla da bir tane iş yapabilirsin, git enflasyonu kontrol et. Merkez bankası bunu yapabilir ama bunu Fed’e bağlamamak gerekir. Türkiye’nin para politikası ihtiyaçlarıyla Amerika’nınki farklı. Amerika’nın derdi enflasyonun çok düşük olması, Türkiye’nin çok yüksek olması. Dolayısıyla bunların ikisini birbirine bağlamak iyi bir şey değil. Başka bir şekilde ben bu köşeden çıkamıyorum dediğiniz için yapıyorsunuz bunu ama Fed faiz artırımını erteledikçe sizin de eliniz bir türlü gidemez oluyor yapmanız gereken işi yapmaya. Bu mesele.

* Merkez Bankası’nda ne kadar süre çalıştınız?
Merkez Bankası’na danışmanlık yaptım. 2005-2011 arası. Hala da kişisel olarak çok sevdiğim saydığım insanlar var orada. Hala profesyonel olarak görüşüyorum. O sırada da para politikasına doğrudan bir katkım yoktu. Teknik işler, Türkiye ekonomisi üzerine düşünme, daha iyi merkez bankacılığı yapabilme işleri üzerine katkım olduysa onu yapmaya çalışıyordum. Şimdi de aynı şeyleri oradaki meslektaşlarımla konuşuyorum.

* O dönemle bu dönem arasındaki tek fark bağımsızlık mı sizce?
Öyle olduğunu düşünüyorum. Bunu biz ekonometrik olarak da gösterebiliyoruz. Bilkent’teki meslektaşlarımla beraber İktisat İşletme ve Finans dergisinin son sayısında yayımlanan bir makale yazdık. Orada görebiliyoruz 2009’a kadar Merkez Bankası enflasyon biraz arttığında kuvvetle faiz artırıp enflasyonu kontrol ediyor. 2009’dan sonra başka türlü bir tepki veriyor. Enflasyon epey artıyor faizler çok az artıyor bu da yetmiyor enflasyonu kontrol etmeye. Dolayısıyla burada iki merkez bankacılığı rejimi olduğunu veride de görebiliyoruz. 

TÜRKİYE'DE ADALET SİSTEMİ YOK

* Yabancı yatırımcı Türkiye’ye bakarken daha çok siyasi gelişmeleri mi takip ediyor artık yoksa yapısal sorunlar da önemli mi?
Şaşırmayacağınız gibi şu anda siyasi gelişmelere daha çok bakıyorlar hatta sadece siyasi gelişmelere de değil asayiş gelişmelere de bakıyorlar. Yani siz mesela yabancı olarak doğrudan yatırım yapacaksanız eğer insanların can korkusu olan yere ben genel müdür yollayamam endişesi oluyor. Dolayısıyla burada öncelikler sıralamasında Türkiye için çok utanç verici ve acıklı bir şekilde ilk sırada can güvenliği şu anda. Arkasından siyasi istikrar. Siyasi istikrardan kasıt benim gözümde de ve artık yatırımcı gözünde de tek parti iktidarı değil. Bir meşruiyeti olan, ülke adına kapsayıcı ve derdi iş yapmak, yapısal reform dediğimiz işleri yapmak olan bir hükümetin olması. Yapısal reform da bir şeyler yapıyor olmak değil. Devletin bir sınır çizmesini ve birtakım işleri yapılabilir hale getirmesini istiyorsunuz. Bizde özel sektör epey iş yapamaz halde ama devletin kendisi birtakım işleri yapmaya çalışıyor ve yaparken de ortalığı kırıp dökerek yapıyor. 

Yabancı yatırımcıysanız önceliklerinizden bir tanesi adalet sistemini anlamak. Bilmediğim bir ülkeye giriyorum. Bu iş eğer sarpa sararsa burada nasıl çalışacağım? Nasıl çalıştığını anladığım çabuk çalışan bir sorunları çözme mekanizması var mı? Türkiye’de yok. Türkiye’deki adalet sistemi tahmin edilebilir bir şekilde taraflı dahi değil. Tahmin edilemez bir şekilde taraflı. Ne, ne zaman çözülebileceğini anlıyorsunuz derdinizin, sonsuza kadar sürüyor davalar, ne başınıza ne gelebileceğini anlayabiliyorsunuz. Yani Türkiye’nin bir adalet sistemi yok. Mesele bu. Şimdi bununla lafa girdiğiniz zaman artık arkasından işte faizler 5 baz puan yüksek olursa fonlama maliyetinin yabancı yatırımcıya getirdiği filan. Önemli değil bu. Kimse oraya bakmıyor. Bu bir yapısal reform.

İkincisi bir ülkede yatırım yapacaksanız o ülkede genel olarak gelirin artması lazım ki sizin yaptığınız yatırım işe yarayan bir şey olsun. Eğer sadece ben burada ucuz emeği kullanacağım demiyorsanız. Yatırım yapmanız gerekiyor adalet onun önünde engel. İnsanların çalışmaları gerekiyor. Kadınların iş gücüne katılımı yerlerde sürünüyor. Eğitim sistemimizde beceriler yerlerde sürünüyor. Türkiye’de ilkokulun ilk iki üç senesinin faydası var okuma yazmayı çarpım tablosunu öğreniyorsunuz. Ondan sonrası sırf felaket. Yapısal reform bunları düzeltmek demek.

* Orta Vadeli Plan’da milli gelirin satınalma gücü paritesine göre açıklanması hakkında yorumunuz nedir? 
Oradaki çok büyük bir ayıp. Özellikle sadece Türk lirası değer kazandığı için aslında insanların hayat standardında bir ilerleme olmazken Türk lirasının değer kazanışından gelen dolar cinsinden artışı bakın ne biçim gelirinizi arttırdık diye söyleyen insanların bunu yapmıyor olmaları lazım.

HEP İKTİDARDI

* Peki Babacan’ın son dönemdeki açıklamalarını nasıl görüyorsunuz?
Ali Babacan çok uzun bir zaman AKP hükümetinin prezentabl yüzü olarak vardı. Konuşmasını bilen bir insan. Ben gerçekten onun Türkiye ekonomisinin ihtiyacının ne olduğunu anladığını düşünüyorum.  Çünkü konuşmalarını dinlersiniz eğer ve kimin söylediğine bakmazsanız CHP konuşuyor dersiniz mesela. Demokrasi, adalet sistemi, eğitim sistemi… Şimdi buradaki garabet şu tabii. Ali Babacan bu hükümette kesintisiz bakanlık yapmış olan tek insan. Hep iktidar. Dolayısıyla bunun iyi tarafı şu  görüyoruz ki iktidar da kendi eksikliklerinin farkında. Bu kadar farkındaydı da niye  bunları bu şekilde yapıyordu onu sormak lazım gerçekten. Ama birilerinin bu reformları şevkle yapması bu memleket için elzem. Bunu söylüyor olmak kafi değil.

* Gelir dağılımı eşitsizliği Türkiye’de çok yüksek, bu konuda görüşleriniz?
Ülkemizin gelir dağılımı eşitsizliği ile eğitim dağılımı eşitsizliği aynı eşitsizlik.  Eskiden en azından biraz daha liyakata dayalı eğitim sistemimiz vardı. Mesela Anadolu lisesinden çıkmış olan bir gencin derli toplu bir İngilizce konuşmasını bekleyebiliyorduk. Artık değil. Anadolu liseleri de berbat bir haldeler. Onun için de sadece özel okula gücünüz yetiyorsa oraya kaçabiliyorsunuz. Orada çocuğunuza yine Milli Eğitim Bakanlığı’na maruz kalmış ama biraz daha aklı başında bir eğitim aldırabiliyorsunuz. Bunun sonucu ne? Özel okula gücü yeten ailelerin çocukları biraz daha eğitime benzer bir eğitim alıyorlar diğerleri iyice girdiklerinden beter halde çıkıyorlar okuldan. Ondan sonra şaşıracak mıyız bu fakir insanların fakir çocukları bu eğitimle yine fakir oldular bu zengin insanları zengin çocukları aldıkları bu eğitimle yine zengin oldular diye? Tabii böyle oluyor. Şu an Türkiye’nin yapısı özellikle gelir dağılımını bozucu bir yapı. Gelir dağılımı yapısını siyasi olarak bozuyoruz eğitim sistemini bozarak. Ondan sonra da bu nedenle fakir olan insanlara yardım verip teşekkür etmelerini bekliyoruz. Çok berbat bir sistem.

FED'DE İKTİSATÇILIK YAPTI

Bilkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Refet Gürkaynak Ankara Koleji mezunu. Bilkent’te iktisat okuyan Gürkaynak, Princeton’da iktisat doktorası yaptı. Princeton’da tez danışmanı Fed’in eski başkanı Ben Bernanke idi. Bernanke’nin o dönem asistanlığını yapan Gürkaynak, 2001 yılında Bernanke ile birlikte büyüme ve tasarruf oranları ilişkisi üzerine bir makale kaleme aldı. Türkiye’ye dönmeden önce Fed’in para politikaları araştırma bölümünde dört yıl iktisatçılık yapan Gürkaynak, bu dönemde yine o sırada para politikası kurulu üyesi olan Bernanke ile çalışma fırsatı buldu. Avrupa Merkez Bankası ve TCMB’ye de bir dönem danışmanlık yapan Gürkaynak, dünyanın farklı merkez bankalarına teknik eğitimler ve seminerler veriyor. Çeşitli dergilerde editörlük yapıyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/416205/_Merkez_Bankasi_artik_bu_ise_kadir_degil_.html



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

IMF Karşıtı Annenin IMF Uzmanı Kızı

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyeliğine seçilen Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı ve IMF eski ekonomisti Doç. Dr. Selin Sayek Böke , üniversitede iktisat eğitimi alma kararının hayatının en güzel hatası olduğunu söylüyor. Anne Selin Sayek Böke ile ekonomist Selin Sayek Böke arasındaki dengeyi annesinden ilham alarak koruduğunu vurgulayan Böke, "CHP'de herkesin daha mutlu, refah içinde yaşayabileceği ekonomik ortamı sağlayacak politikalar üretilmesine katkıda bulunarak bunları somutlaştırmaya katkıda bulunacağım" diyor. Dünya Bankası ve IMF kariyerine sahip, güleryüzlü ve sıkı bir makro iktisatçı olarak bilinen Selin Sayek Böke ile CHP Parti Meclisi üyeliğinden annesi Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Füsun Sayek ile olan ilişkisine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Böke, 11 yaşındayken kardeşi ile 'gazetecilik oyunu' oynadıklarını, hazırladıkları gazeteye ekonomi yazılarını yazdığını paylaşıyor. Kendisini ekonomi alanına yönle

İran, Sıtkı Ayan’dan sorulur

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ikinci telefon görüşmesinde adı geçen işadamı Sıtkı Ayan, özellikle AKP döneminde parlayan isimlerin başında geliyor. WikiLeaks belgelerinde de adı geçen Sıtkı Ayan’ın ismi İran ile yapılan ticari anlaşmalar ve yüksek devlet teşvikleriyle anılıyor.   Sivas’ın Gölova beldesinde doğup büyüyen Sıtkı Ayan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Mesleğini icra yerine petrol işine girdi. Ayan’ın, İran ve Sudan’da petrol ve doğalgaz sahalarıyla ilgili yatırımları bulunuyor. WikiLeaks belgelerine göre ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen kripto, Başbakan Erdoğan’ın İran’daki etkinliğini ve ilişkisini ortaya koyuyordu. ABD elçiliğinin belgesinde, 22 Şubat’ta Türk gazetelerinde İran ile Türkiye arasında müşterek bir yatırım projesi imzalandığı ve buna göre kurulacak olan yeni bir doğalgaz boru hattının, İran gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacağı belirtiliy

#ParadisePapers: Off-shore biraderler

Berat ve Serhat Albayrak’ın Çalık Holding’de yönetici olduğu dönemde holdinge bağlı çok sayıda off-shore şirketi kurulmuş. Serhat Albayrak bu şirketlerden birinin bizzat direktörü. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda politikacı ve iş insanının off-shore bağlantılarını ortaya çıkaran Paradise Papers’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın da ismi geçiyor. Serhat Albayrak, belgelere göre Malta’da bir off-shore şirketle bağlantılı görünüyor. Frocks International Trading Ltd adlı şirkette Albayrak’ın yanı sıra Çalık Holding çalışanları Mehmet Gökdemir, Murat Tarı ve Şafak Karaaslan şirket yetkilileri arasında bulunuyor. Murat Tarı 2000-2005 yılları arasında Çalık Holding’de genel müdür olarak görev yaptı. Mehmet Gökdemir Çalık Holding’e bağlı GAP Tekstil yönetim kurulu üyesi, Şafak Karaaslan Çalık Holding’in dış ilişkiler sorumlusu. Serhat Albayrak da söz konusu dönemde Çalık Holding genel müdürlüğünü yürütüyordu.

Panama Belgeleri: Hayyam Bey'in cenneti

Panama belgelerine göre Hayyam Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan önce Niue’de bir şirket kurdu. Yaptığı açıklamada “Niue’nun adını bile duymadım” dedi. Panama belgelerinde, Türkiye tarihinin en büyük banka batırma olayına imzasını atan Hayyam Garipoğlu’nun da dört off-shore şirketi ile yer aldığı ortaya çıktı. Belgelere göre Garipoğlu’nun, Sümerbank davasında adı geçen Olsten Marketing Co Ltd’nin yanı sıra üç ayrı off-shore şirketi daha var. Bu şirketlerden biri Olsten Marketing’in kapatılmasından hemen sonra kurulan Niue merkezli Unitrade International Ltd olsa da Garipoğlu, Niue’nun neresi olduğunu dahi bilmediğini ifade ederek bu şirketin kendisine ait olduğunu yalanladı. Olsten, Mossfon müşterisi Sümerbank ile ilgili dava dosyasına göre Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan bir gün önce, kendisine ait olan Romania International Bank’a 8 milyon dolar transfer etti, buradan da yine kendi paravan şirketi Olsten Marketing’in hesabına aktardı. Panama belgelerine göre