Ana içeriğe atla

Netflix ile Türkiye arasındaki gerilim sonlandı mı?

Mevzuata göre dizi senaryolarını Bakanlığa sunması gereken Netflix, iptal ettiği diziyle ilgili açıklama yapmayarak geri adım attı. Bilişim hukuku uzmanları kararı tartışmalı buldu, sanatçılar ise sansüre tepkili.



Netflix'in Türkiye'den ayrılacağı ya da yasaklanacağı yönündeki haberler gündemden düşmüyor. Son olarak platformun yapımını üstlendiği bir dizinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı onay vermediği için iptal edildiği iddiaları tartışmaları yeniden alevlendirdi. Netflix'in "Şimdiki Aklım Olsaydı" adlı dizinin senaryosunu çekimlerden önce Kültür ve Turizm Bakanlığı'na gönderdiği ve dizinin Bakanlıkla olan anlaşmazlık nedeniyle iptal edildiği öne sürüldü.
Netflix'in Türkiye'den çekilebileceği veya yasaklanabileceği iddiaları nedeniyle sosyal medyada büyüyen tepki sonrası da Nefflix'den bir açıklama geldi
ve Türkiye'den çekileceği iddialarını yalanladı.
Peki Netflix'in Türkiye'deki hukuki statüsü ne, Türkiye'de yasaklanabilir mi?
DW Türkçe'ye konuşan İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu Başkan Yardımcısı Avukat Ünsal Özmestik, Türkiye'de diz ve filmlerle ilgili geleneksel medyanın tabi olduğu mevzuatta geçen yıl yapılan değişikliğe dikkat çekiyor. Bu değişiklikle, dijital yayınların bir yandan RTÜK denetimine, diğer yandan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın birtakım izinlerine tabi olduğunu belirtiyor.
İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu Başkan Yardımcısı Avukat Ünsal Özmestik
İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu Başkan Yardımcısı Avukat Ünsal Özmestik
Tartışmanın bu noktada başladığını ifade eden Özmestik, eğer Netflix dizi senaryolarını Bakanlığa göndermezse yasaklanabileceğini söylüyor: "Bugün siz ister yerli, ister yabancı bir dizi çekmek istediğimiz zaman Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yönetmeliği kapsamında izin alınması gereken prosedürler var. Birtakım belgeler topluyorsunuz. O belgeleri veriyorsunuz ve size izin veriliyor. Şu anda Netflix'in erişim engellemesi mümkün olabilir mi hukuken? Mevzuat gereği eğer yükümlülüklerini yerine getirmezlerse mümkün olabilir."
"Netflix'in tavrı düşündürücü"
Tartışmaların üzerine Netflix yaptığı açıklamada, Türkiye’deki kullanıcılarına bağlılığını bildirerek şu anda yapım aşamasında olan ve yakında çekimlerine başlanacak projeleri için çok heyecanlı olduklarını belirtti. Ancak Netflix açıklamasında, "Şimdiki Aklım Olsaydı" adlı dizinin neden iptal edildiğine ya da Kültür ve Turizm Bakanlığı ile anlaşmazlık olup olmadığına değinilmedi.
DW Türkçe'ye konuşan bilişim hukuku uzmanı Prof. Dr. Yaman Akdeniz, Netflix açıklamasını sorunlu buluyor. Herhangi bir yapımcı firmanın daha tasarı veya planlama aşamasında içeriğine müdahale edilmesini ağır bir sansür girişimi olarak değerlendiren Akdeniz, "Dizilerin içeriğine daha yayınlanmadan müdahale edilmesine Netflix'in izin vermemesi ve buna karşı çıkmasını beklerdim. Netflix gibi uluslararası bir şirketin yayın politikasını ve dizi içeriğini RTÜK gibi kurumlar veya mevcut hükümetler mi belirleyecek? İsteğe bağlı platformlarda isteyen istediğini seyredebiliyor, hiç kimseye zorla hiç bir şey seyrettirilmiyor. Türkiye'de ise bu platformları kullanıp kullanmadığı dahi belli olmayan bir siyasi kesim bu platformlardaki Türk dizilerinin içeriğini belirlemeye çalışıyor. Ticari kaygılarla buna boyun eğen Netflix gibi şirketlerin de tavrı fazlasıyla düşündürücü."
İnternet hukuku uzmanı Prof. Dr. Yaman Akdeniz
İnternet hukuku uzmanı Prof. Dr. Yaman Akdeniz
Nisan ayında da Netflix'in yerli yapım dizisi Aşk 101, daha yayına girmeden sosyal medyada tartışmaların odak noktası haline gelmişti. Dizi, henüz yayınlanmadan, eşcinsel bir karakteri konu ettiğine dönük söylentiler nedeniyle AKP ve bazı yayınların hedefi olmuştu. Daha sonra dizide eşcinsel bir karakter olmadığı ortaya çıkmıştı.
Üzümcü: Sandıkta karşılığı var
DW Türkçe'ye konuşan oyuncu Levent Üzümcü, dijital yayın platformları üzerinde çok fazla baskı olduğuna işaret ediyor. "Bu baskı karşısında bir şeyleri göze alıp dur demek gerek" diyen Üzümcü'ye göre, burada yapım şirketlerinin de sorumluluğu bulunuyor. Netflix'le ilgili AKP'den gelen açıklamaları "siyasi şov" olarak niteleyen Üzümcü, "Türkiye Cumhuriyeti devletinin tırnak içinde nedense Netflix'ten daha güçlü ve kuvvetli olduğunu ispat etmeye çalışıyorlar. Bir karşılığı olmasa yapmazlardı, demek ki sandıkta ya da seçmenlerinin psikolojisinde bir karşılığı var. Kendi seçmenlerinin çoğu Netflix üyesi olmadığı için yine Netflix ile ilgili ‘kötü bir dünyanın temsilcisi', ‘çocuklarımıza eşcinselliği aşılıyor', ‘toplumun yapısını bozuyor' gibi tanımlar kullanarak böyle bir şayia yaratmaya çalışıyorlar. Bu, her zaman yaptıkları bir şey. Çok konuda bunu yaptılar, burada da bunu yapıyorlar" diyor.
Tiyatro sanatçısı Levent Üzümcü
Tiyatro sanatçısı Levent Üzümcü
DW Türkçe'ye konuşan oyuncu Ceren Moray ise Netflix ve Türkiye arasındaki gerilimin ekonomik bir boyutu da olabileceğine dikkat çekiyor. Benzer süreçlerin UBER ya da Booking ile de yaşandığını ifade eden Moray, "Vergilendirme, şirketin Türkiye'de görünmemesi gibi. Dolayısıyla bu tip durumlarda her zaman toplumun sağ duyusu, toplumun hassasiyeti adı altında ortaya başka nedenler atılıyor" yorumunu yapıyor.
Moray: Sansürde uzlaşı tehlikeli
"Netflix sürecinde toplumun bir kesiminin hassasiyetine dokunan, toplumun bir diğer kesimi oldu" diyen Moray, şöyle devam ediyor:
"Bu işi yapan yaratıcı insanlardan bir sansür uygulaması istediler. Bugün sizden birilerinin var oluşunu reddetmenizi isterlerse ve siz de nasıl olsa hikayede de çok da bir şeye hizmet etmiyor bari ben de bunu çıkarayım gibi bir uzlaşmaya geçerseniz, yarın öbür gün sizden birtakım karakterleri de eklemenizi isteyeceklerdir, onları oynamanızı, onları yazmanızı, onları çekmenizi. Bu, sözgelimi bir pedofili de olabilir yarın öbür gün. Yani işin çok çok tehlikeli bir duruma gittiğini görmekte fayda var. Bugün birtakım kazanımlar elde etmenin kulağa hoş gelen bir yanı olsa da bu kazanımı elde ederken ne kadar çok şeyi kaybedeceğimizi de düşünmemiz gerekiyor."
"Kıstas ifade özgürlüğü olmalı"
Özmestik ise dijital platformlar konusunda farklı ülkelerde farklı düzenlemeler olabileceği ancak herhangi bir sınırlama olacaksa buradaki kriterin ifade özgürlüğü olması gerektiği görüşünde:
"Her devletin kendi uygulaması, kendi sistemi burada devreye girebilir. Burada asıl kriter olan bir, ifade özgürlüğü iki, demokratik bir ülke olarak siz bunlara izin verdiğiniz zaman sonuçları neler olacak ülkenizde. Bunların tartışılması gerekiyor. Kriter ve kıstas önemli. Yani kime ve neye göre o dizi içeriğini ya da şirketin denetleneceği önemli. Gayet tabi devletler kendi ülkesinde terör propagandası yapılmasını istemez ve bunun önlemini alır. Ama herkes tarafından göreceli olan subjektif hususları tartıştığımız zaman burada ifade özgürlüğü devreye giriyor."
Netflix’in ücretli bir platform olduğuna da değinen Özmestik, Türkiye'nin dijital yayın platformları için iyi bir pazar olduğunu, diğer yandan bu platformlarda yayınlanan dizilerin Türkiye'nin tanıtımına çok ciddi katkı sağladığı görüşünde. Özmestik’e göre bu nedenle sürecin uzlaşı ile çözülmesi mümkün.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

IMF Karşıtı Annenin IMF Uzmanı Kızı

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyeliğine seçilen Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı ve IMF eski ekonomisti Doç. Dr. Selin Sayek Böke , üniversitede iktisat eğitimi alma kararının hayatının en güzel hatası olduğunu söylüyor. Anne Selin Sayek Böke ile ekonomist Selin Sayek Böke arasındaki dengeyi annesinden ilham alarak koruduğunu vurgulayan Böke, "CHP'de herkesin daha mutlu, refah içinde yaşayabileceği ekonomik ortamı sağlayacak politikalar üretilmesine katkıda bulunarak bunları somutlaştırmaya katkıda bulunacağım" diyor. Dünya Bankası ve IMF kariyerine sahip, güleryüzlü ve sıkı bir makro iktisatçı olarak bilinen Selin Sayek Böke ile CHP Parti Meclisi üyeliğinden annesi Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Füsun Sayek ile olan ilişkisine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Böke, 11 yaşındayken kardeşi ile 'gazetecilik oyunu' oynadıklarını, hazırladıkları gazeteye ekonomi yazılarını yazdığını paylaşıyor. Kendisini ekonomi alanına yönle

İran, Sıtkı Ayan’dan sorulur

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ikinci telefon görüşmesinde adı geçen işadamı Sıtkı Ayan, özellikle AKP döneminde parlayan isimlerin başında geliyor. WikiLeaks belgelerinde de adı geçen Sıtkı Ayan’ın ismi İran ile yapılan ticari anlaşmalar ve yüksek devlet teşvikleriyle anılıyor.   Sivas’ın Gölova beldesinde doğup büyüyen Sıtkı Ayan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Mesleğini icra yerine petrol işine girdi. Ayan’ın, İran ve Sudan’da petrol ve doğalgaz sahalarıyla ilgili yatırımları bulunuyor. WikiLeaks belgelerine göre ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen kripto, Başbakan Erdoğan’ın İran’daki etkinliğini ve ilişkisini ortaya koyuyordu. ABD elçiliğinin belgesinde, 22 Şubat’ta Türk gazetelerinde İran ile Türkiye arasında müşterek bir yatırım projesi imzalandığı ve buna göre kurulacak olan yeni bir doğalgaz boru hattının, İran gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacağı belirtiliy

#ParadisePapers: Off-shore biraderler

Berat ve Serhat Albayrak’ın Çalık Holding’de yönetici olduğu dönemde holdinge bağlı çok sayıda off-shore şirketi kurulmuş. Serhat Albayrak bu şirketlerden birinin bizzat direktörü. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda politikacı ve iş insanının off-shore bağlantılarını ortaya çıkaran Paradise Papers’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın da ismi geçiyor. Serhat Albayrak, belgelere göre Malta’da bir off-shore şirketle bağlantılı görünüyor. Frocks International Trading Ltd adlı şirkette Albayrak’ın yanı sıra Çalık Holding çalışanları Mehmet Gökdemir, Murat Tarı ve Şafak Karaaslan şirket yetkilileri arasında bulunuyor. Murat Tarı 2000-2005 yılları arasında Çalık Holding’de genel müdür olarak görev yaptı. Mehmet Gökdemir Çalık Holding’e bağlı GAP Tekstil yönetim kurulu üyesi, Şafak Karaaslan Çalık Holding’in dış ilişkiler sorumlusu. Serhat Albayrak da söz konusu dönemde Çalık Holding genel müdürlüğünü yürütüyordu.

Panama Belgeleri: Hayyam Bey'in cenneti

Panama belgelerine göre Hayyam Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan önce Niue’de bir şirket kurdu. Yaptığı açıklamada “Niue’nun adını bile duymadım” dedi. Panama belgelerinde, Türkiye tarihinin en büyük banka batırma olayına imzasını atan Hayyam Garipoğlu’nun da dört off-shore şirketi ile yer aldığı ortaya çıktı. Belgelere göre Garipoğlu’nun, Sümerbank davasında adı geçen Olsten Marketing Co Ltd’nin yanı sıra üç ayrı off-shore şirketi daha var. Bu şirketlerden biri Olsten Marketing’in kapatılmasından hemen sonra kurulan Niue merkezli Unitrade International Ltd olsa da Garipoğlu, Niue’nun neresi olduğunu dahi bilmediğini ifade ederek bu şirketin kendisine ait olduğunu yalanladı. Olsten, Mossfon müşterisi Sümerbank ile ilgili dava dosyasına göre Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan bir gün önce, kendisine ait olan Romania International Bank’a 8 milyon dolar transfer etti, buradan da yine kendi paravan şirketi Olsten Marketing’in hesabına aktardı. Panama belgelerine göre