Ana içeriğe atla

İstanbul’da pandemi: 35 hastaya bir uzman bakıyor

Prof. Bülent Tutluoğlu, grip mevsimi öncesinde pandemi hastanelerindeki kadro sıkıntısına dikkat çekerek önlem çağrısı yaptı. Tutluoğlu’na göre kış mevsiminin gelmesiyle acil servisler bloke olabilir.



Türkiye, Covid-19’la mücadelede yedinci ayı geride bırakırken son veriler İstanbul’un yeniden pandeminin merkezi haline geldiğini gösteriyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün İstanbul’daki koronavirüs vakalarında son bir ay içinde yüzde 50 artış olduğunu açıkladı. Bakanlığın verilerine göre 11 Ekim’de İstanbul’da günlük 442 vaka kayıtlara geçti. Peki resmi verilere yansıyan bu artış neden kaynaklanıyor, İstanbul’da vaka artışlarının önüne geçmek ve süreci yönetebilmek için hangi önlemler alınmalı?

Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Akademik Solunum Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu DW Türkçe için değerlendirdi.

Sahada çalışan bir hekim olarak İstanbul’da Covid açısından son durumu değerlendirir misiniz?

Pratik anlamda söyleyebilirim, baktığımız zaman gerçekten gelen hasta sayısında neredeyse iki misli bir artış oldu. Genelde bütün hastanelerde önemli oranlarda artışlar var. Ve vakaların çoğu da zatürre ile geliyor. Verilen yüzde 5.6, yüzde 6 ya da 7 oranları gerçek oranı yansıtmıyor, çok daha yüksek oranlarda biz zatürre görüyoruz. Örnek vermek gerekirse bir 8 kişilik aile hastam oldu, hepsinde zatürre var. Üç kişilik bir ailenin üçünde de zatürre var. Bu şekilde baktığımız zaman belirti veren hastaların yaklaşık yüzde 30-40’ında neredeyse zatürre var…

Şu anda kısıtlı sayıda hastane kısıtlı yataklarıyla Covid hastalarını kabul ediyorlar. Çoğu özel hastane Covid hastasını kabul etmek istemiyor, ayaktan bakıyor ama yatırmak istemiyor. Çünkü Covid hastasını yatırdığın zaman diğer hastalar Covid bulaşır korkusuyla o hastaneye gelmek istemiyorlar. Bundan dolayı çok ciddi sıkıntılar çekiyoruz. Çünkü hastaları yatıracak yatak bulamadığımız için ayakta izlemek zorunda kalabiliyoruz Bundan dolayı da gerçekten vicdani olarak da zorlanıyoruz. Çünkü her an bu hastalar kötüleşebilirler.

Nisan-Mayısı dönemine oranla bir başka handikapımız da o dönemde bütün hekimler Covid’e bakmak üzere görevlendirilmişti. Bir cildiyeci bile bir cerrah bile Covid hastası bakıyordu. Şimdi hastanelerde işler normal rutine döndüğü için bütün yük göğüs hastalıkları uzmanları, enfeksiyon hastalıkları ve dahiliye uzmanları üzerinde. Covid’li hastalara sadece bu üç grup doktor bakabiliyor. Böyle olunca da yetişmekte gerçekten zorluk çekiyoruz.

"Acil servisler bloke olabilir"

İnfluenza mevsiminin gelmesi bu gidişatı nasıl etkiler?

Grip olsun, diğer solunum yolu enfeksiyonları olsun, normal bakteriyel zatürreler olsun başladığı zaman acil servislerin tamamen bloke olması söz konusu ve önümüzdeki dönemde gerçekten çok güçlük çekebiliriz diye düşünüyorum…Boğazı ağrıyan acile koşacak, ben Covid mi oldum diye. Bunun bir panik yönü de var. Bu sefer gerçek Covid ile normal enfeksiyonu ayırt etmekte güçlük çekeceksiniz. Veya her hastanenin şartları uygun değil. Biliyorsunuz aciller bölme bölmedir. Bir bölmede soğuk algınlığı yatacak, yanındaki bölmede Covidli yatacak, öbür tarafta influenza enfeksiyonu yatabilecek gibi. Yani enfeksiyonların birbirine karışması söz konusu. Şu anda plan yapmalıyız ki önümüzdeki günlerde sıkıntı yaşamayalım. Benim önerim aslında yetişmiş kişilerin sayısını artırmak. Covid bakabilecek hekimlerin, hemşirelerin sayısını artırmak.

Peki İstanbul’daki artış neden kaynaklanıyor?

İstanbul trafiğine baktığınızda artık normal bir İstanbul trafiğinden farklı değil. İnsanlar bir yandan hayatlarını kazanmak, faturalarını ödemek zorundalar ve kendilerini sokağa atmış vaziyetteler. Diğer yandan biz Kurban Bayramı döneminde enfeksiyonu İstanbul’dan Anadolu'ya taşıdık. Anadolu'da birçok patlama oldu, şimdi oralar biraz sakinleşmeye başladı ama bu sefer oradaki İstanbullulardan bir bölümü tekrar İstanbul'a dönüş yaptı ve tekrar enfeksiyonu bir kısır döngü gibi İstanbul'a taşıdı. Bunların etkisi var, okulların açılmasının etkisi var, toplu ulaşım araçlarının kalabalıklaşmasının etkisi var. Yani normalde bu iş ne kadar çok kalabalık ortam olursa o kadar çok iyi yayılma eğilimi gösteriyor.

"35 hastaya bir uzman bakıyor"

Peki İstanbul’daki yoğun bakım ünitelerinde doluluk oranı nedir?

Şu anda pandemi hastanelerinde yoğun bakımlarda çok yoğun hasta var. Ve şu an tamamen asistanlara o hastaların bakımları yıkılmış vaziyette. Başlarında bir uzman var ama mesela düşünün ki yoğun bakım ünitesinde 35 hastaya bir uzman bakıyor, hepsine tanı konusunda karar veriyor, mümkün değil ama yapılıyor şu anda. Bu dalda pandemi hastanelerinde kadro sıkıntımız var. Asistanlarla çevrilmeye çalışılıyor. Asistanlar da bu işi öğrenen kişiler açıkçası, mutlaka başlarında bir uzman var ama uzman çok sayıda hasta baktığı için de bu hastalara yoğun bakımlarda yeterli bakım sağlanıyor mu bu konuda kuşkularım var.

Bu koşullarda sağlık çalışanları açısından ne gibi sıkıntılar var?

Sağlık çalışanlarından, doktorlardan kaybettiğimiz çok fazla insan oldu. Sağlık çalışanlarının belki yüzde 50-60’ı enfekte oldu. Günümüzün 8-10 saati Covid’li hastalarla birlikte geçiyor. Dolayısıyla gerçekten kendi yaşamları için tedirginler, aileleri için tedirginler. Ve bu işin uzun süreceği konusunda endişeler devam ettiği için motivasyonlarını yitirdiler. Gösterdikleri ekstra çabanın, gerek moral, gerek psikolojik destek anlamında, gerek halktan destek anlamında, gerek maddi anlamda da bir karşılığını da göremediler. Hala sağlık çalışanlarına şiddet de devam ediyor.

Tabii ki siyasilerden de bir destek görmek istiyorlar. Örneğin Covid ile ilgili özel çalışan doktorlar ve hemşireler belki daha iyi şartlara sahip olabilir. Veya bu işe çekebileceğimiz bir grup genç hekime veya sağlık çalışanına diyebilirsiniz ki çalıştığınız her gün emeklilikte iki gün sayılacak, radyolojide vardır örneğin erken emeklilik. Bunun gibi önlemler düşünülebilir. Sırf Bilim Kurulu değil de hekimlerin önerilerini sunacağı online bir kongre yapılabilir, buradan gerçekten uygulanabilir fikirler çıkabilir. Sağlık Bakanlığı’nın bu işi bir bilimsel platforma yayması gerektiğini düşünüyorum. Mesela Sağlık Bakanlığı’nın elinde çok önemli veriler var ama biz o verilerden faydalanamıyoruz, sağlıklı bir bilgi akışı yok. O verilerden çok sayıda bilimsel araştırma çıkabilir ve bizi yönlendirebilir bu bilimsel araştırmalar. Bizim tedavimizi, hasta takibimizi yönlendirebilir. Verilerin bağımsız bilim insanlarıyla paylaşması gerekli. 

Rahatsız eden şey şu bu konuda siyasi iradenin veya Sağlık Bakanlığı’nın çok önemli bir adım attıklarını göremiyorum. Aşı bile müjde olarak sunuluyor. Aşı çalışmaları devam ediyor, etsin. İnşallah aşıya en kısa zamanda ulaşırız. Ama bu aşılara ulaşsak bile bu hastalık devam edecek. Hiçbir aşının yüzde 100 etkinliği olmuyor. Grip aşısına baktığımız zaman yüzde 60-80’dir etkinliği. Bu aşıların piyasaya sürülmesi, bize gelmesi en aşağı 6 aylık bir süre. Bunun yanı sıra zararı azaltacak önlemler, adımlar atabiliriz diye düşünüyorum. Bunları gerçekten yapmamız lazım. Çünkü ölen 30-40 yaşındaki kişiler bizim hastamız ve elimizin altından kayıp gidiyor hastalar. Biz çaresiz onların ölümlerini seyredebiliyoruz. 

‘Veriler paylaşılsa daha faydalı olabiliriz’


* Sağlık Bakanlığı’nın veri paylaşımı politikası pandeminin beri eleştiri konusu. Eğer Bakanlık hekimlerle daha detaylı ve güncel bilgi paylaşımında bulunsa süreç daha kolay atlatılabilir mi?

Tabi. Mesela şunu örnek vereyim, favipiraviri dediğimiz, en çok güvendiğimiz ilaç. Şimdi ilk başta biz bu ilacı ağır vakalara verdik, Mart’ta ben de dahil olmak üzere kullandım. Ama sonradan bu favipiraviri ilacının ağır vakalarda o kadar durumu kurtarmadığı, ama daha erken kullanımına başlanırsa gerçekten zatürreye dönüşümleri azalttığı, yoğun bakıma geçişleri azalttığı konusunda gözlemlerimiz oldu.  Dolayısıyla favipiraviri güvendiğimiz bir ilaç oldu. Ama son zamanlarda bakıyoruz, favipiraviri başladığımız hastalar, hastalığın erken dönemlerinde başladığımız halde hastada zatürre gelişmesine engel olamıyor. Bunun gibi onlarca hastam var, ayrıca diğer hekim arkadaşlarımdan da duyumlarım var. Diyorlar ki favipiraviri eskiden olduğu kadar etkili değil, bundan çok az faydalanabiliyoruz artık. Bunda bir direnç gelişimi de söz konusu olabilir. Burada mesela benim bilmem lazım ki Bakanlığın verilerinde favipiraviri haziran ayında etkinliği ne kadardı yüzde kaç oranında zatürre gelişimini engelliyordu, eylül ayında olduğu zaman yüzde kaç oranında zatürreye gidiş engelleyebildi. Bunun gibi verileri ancak Bakanlıktan öğrenmemiz mümkün. Bunu bilirsem mesela ben alternatifler kullanabilirim. Ama bunu ancak verilerden çıkarabilirim, verilere bakmadan bunu anlamam da mümkün değil.
Bakanlık sürekli kontrol kendisinde olsun istiyor. Tamam kontrol oradaysa da o verilerin her zaman bilimsel çevreye mensup herkes tarafından incelenebilir olması lazım. Bunun sağlanması çok yarar sağlar diye düşünüyorum. Bunun takibi açısından ve tedavi açısından hastalara daha yararlı olabiliriz eğer bu sağlanırsa.

İstanbul’da pandemi: 35 hastaya bir uzman bakıyor - DW Türkçe








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

IMF Karşıtı Annenin IMF Uzmanı Kızı

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyeliğine seçilen Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı ve IMF eski ekonomisti Doç. Dr. Selin Sayek Böke , üniversitede iktisat eğitimi alma kararının hayatının en güzel hatası olduğunu söylüyor. Anne Selin Sayek Böke ile ekonomist Selin Sayek Böke arasındaki dengeyi annesinden ilham alarak koruduğunu vurgulayan Böke, "CHP'de herkesin daha mutlu, refah içinde yaşayabileceği ekonomik ortamı sağlayacak politikalar üretilmesine katkıda bulunarak bunları somutlaştırmaya katkıda bulunacağım" diyor. Dünya Bankası ve IMF kariyerine sahip, güleryüzlü ve sıkı bir makro iktisatçı olarak bilinen Selin Sayek Böke ile CHP Parti Meclisi üyeliğinden annesi Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Füsun Sayek ile olan ilişkisine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Böke, 11 yaşındayken kardeşi ile 'gazetecilik oyunu' oynadıklarını, hazırladıkları gazeteye ekonomi yazılarını yazdığını paylaşıyor. Kendisini ekonomi alanına yönle

İran, Sıtkı Ayan’dan sorulur

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ikinci telefon görüşmesinde adı geçen işadamı Sıtkı Ayan, özellikle AKP döneminde parlayan isimlerin başında geliyor. WikiLeaks belgelerinde de adı geçen Sıtkı Ayan’ın ismi İran ile yapılan ticari anlaşmalar ve yüksek devlet teşvikleriyle anılıyor.   Sivas’ın Gölova beldesinde doğup büyüyen Sıtkı Ayan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Mesleğini icra yerine petrol işine girdi. Ayan’ın, İran ve Sudan’da petrol ve doğalgaz sahalarıyla ilgili yatırımları bulunuyor. WikiLeaks belgelerine göre ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen kripto, Başbakan Erdoğan’ın İran’daki etkinliğini ve ilişkisini ortaya koyuyordu. ABD elçiliğinin belgesinde, 22 Şubat’ta Türk gazetelerinde İran ile Türkiye arasında müşterek bir yatırım projesi imzalandığı ve buna göre kurulacak olan yeni bir doğalgaz boru hattının, İran gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacağı belirtiliy

#ParadisePapers: Off-shore biraderler

Berat ve Serhat Albayrak’ın Çalık Holding’de yönetici olduğu dönemde holdinge bağlı çok sayıda off-shore şirketi kurulmuş. Serhat Albayrak bu şirketlerden birinin bizzat direktörü. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda politikacı ve iş insanının off-shore bağlantılarını ortaya çıkaran Paradise Papers’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın da ismi geçiyor. Serhat Albayrak, belgelere göre Malta’da bir off-shore şirketle bağlantılı görünüyor. Frocks International Trading Ltd adlı şirkette Albayrak’ın yanı sıra Çalık Holding çalışanları Mehmet Gökdemir, Murat Tarı ve Şafak Karaaslan şirket yetkilileri arasında bulunuyor. Murat Tarı 2000-2005 yılları arasında Çalık Holding’de genel müdür olarak görev yaptı. Mehmet Gökdemir Çalık Holding’e bağlı GAP Tekstil yönetim kurulu üyesi, Şafak Karaaslan Çalık Holding’in dış ilişkiler sorumlusu. Serhat Albayrak da söz konusu dönemde Çalık Holding genel müdürlüğünü yürütüyordu.

Panama Belgeleri: Hayyam Bey'in cenneti

Panama belgelerine göre Hayyam Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan önce Niue’de bir şirket kurdu. Yaptığı açıklamada “Niue’nun adını bile duymadım” dedi. Panama belgelerinde, Türkiye tarihinin en büyük banka batırma olayına imzasını atan Hayyam Garipoğlu’nun da dört off-shore şirketi ile yer aldığı ortaya çıktı. Belgelere göre Garipoğlu’nun, Sümerbank davasında adı geçen Olsten Marketing Co Ltd’nin yanı sıra üç ayrı off-shore şirketi daha var. Bu şirketlerden biri Olsten Marketing’in kapatılmasından hemen sonra kurulan Niue merkezli Unitrade International Ltd olsa da Garipoğlu, Niue’nun neresi olduğunu dahi bilmediğini ifade ederek bu şirketin kendisine ait olduğunu yalanladı. Olsten, Mossfon müşterisi Sümerbank ile ilgili dava dosyasına göre Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan bir gün önce, kendisine ait olan Romania International Bank’a 8 milyon dolar transfer etti, buradan da yine kendi paravan şirketi Olsten Marketing’in hesabına aktardı. Panama belgelerine göre