Ana içeriğe atla

AKP'li yıllar: Ekonomi ne yönde değişti?

14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AKP, 3 Kasım 2002'de yapılan genel seçimlerden bu yana iktidarda. Peki, AKP iktidarında uygulanan politikalar ekonomiyi nasıl etkiledi? İktisatçılar DW Türkçe için değerlendirdi.


Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2001-2002 krizi nedeniyle ekonomik büyümenin dip yaptığı bir dönemde iktidara geldi. Bu yıllar, Türkiye ekonomisinde büyümenin, 1980'den beri oluşan trendin bile altında kaldığı yıllardı.

AKP'nin 3 Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelmesinin ardından, Nisan 2001'de hayata geçirilen ve bir önceki hükümetin ekonomiden sorumlu devlet bakanı olan Kemal Derviş'in imzasını taşıyan reformlar uygulanmaya devam edildi.

IMF ve reformlar

DW Türkçe'ye konuşan Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhun Elgin, bu reformları şöyle anlatıyor: "Merkez Bankası yasasının değiştirilerek Merkez Bankası'na bağımsızlık verildi, kamu maliyesinde çok ciddi reformlara gidildi, kurulan pek çok bağımsız kurum var. Bunlar, piyasaya yön veren BDDK, TMSF gibi kurumlar. Hazine'nin görev ve sorumluluklarında yapılan revizyon var. Yani yapılan çok şey var."

O dönem reformların yanı sıra Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılan Stand-by anlaşması da devam ediyor, bu da Türkiye'ye kaynak girişi sağlıyordu.

Elgin'e göre hem reformların hem de IMF anlaşmasının etkisiyle Türkiye ekonomisinde 2002'den sonra ciddi bir zıplama oldu ve bu, 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik krize dek devam etti. Yapısal reformların tıkanmaya başladığı 2008 sonrası dönemde ise gelişmiş ülke merkez bankalarının parasal genişlemeye gitmesi birçok gelişmekte olan ülke gibi Türkiye'nin de elini kolaylaştırdı.

Parasal genişleme

DW Türkçe'ye konuşan Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan, bu dönemde dünya ekonomisinde olağanüstü bir genişleme ve sabun köpüğünü andıran bir büyüme konjonktürünün olduğuna dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Erinç Yeldan

Prof. Dr. Erinç Yeldan

Yeldan, "Spekülatif büyüme diye adlandırdığımız bu dönemde küresel finans piyasalarında sıcak para akımları coştukça coşmuş ve faizlerin neredeyse sıfıra yaklaştığı bir dönemi çalışır hale gelmiş idi. Türkiye ekonomisi bu dönemde yüksek oranlı faiz vererek bu sıcak parayı yükselen piyasa ekonomisi koşullarında kendi ülkesine çekti ve döviz bolluğu yaşadık" diyor.

Ancak Yeldan'a göre bu şekilde büyümenin bedeli ulusal tasarruf oranında olağanüstü bir düşme ve daha da önemlisi kronikleşen işsizlik ve sanayisizleşmeye yol açtı. Yeldan, imalat sanayinin milli gelirden aldığı payın, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında yüzde 15'lere kadar gerilediğine dikkat çekiyor.

Orta gelir tuzağı

Türkiye ekonomisinde döviz bolluğu ve sıcak para girişine dayalı büyüme sürdürülebilir de olmadı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2002 yılında 238 milyar dolar olan gayrisafi yurtiçi hasıla, 2013'te 951 milyar dolara çıksa da geçen yıl 717 milyar dolarla kadar geriledi. Aynı dönemlerde kişi başı milli gelir de 3.581 dolardan 12.480 dolara çıksa da 8.599 dolar seviyesine indi.

Profesör Ceyhun Elgin, Türkiye'nin kişi başı milli gelirde orta gelir tuzağına örnek gösterilecek ülkelerden biri haline geldiğini söylüyor. Orta gelir tuzağı, bir ekonomide kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye gidememesi halini ya da belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra durgunluk içine girilmesi durumunu özetliyor. Elgin'e göre bu durumda, uluslararası konjonktür ve ekonomi yönetiminin liyakatten uzaklaşması etkili oldu.

Borçlar katlandı

Öte yandan AKP'nin uyguladığı büyüme modeli, hem kamu hem de hane halkı borçlarına olumsuz yansıdı. Yeldan, her ne pahasına olsun büyüme anlayışıyla uygulanan ucuz kredi ve parasal genişleme politikalarının borçları tırmandırdığına dikkat çekiyor.

Hazine Müsteşarlığının verilerine göre Türkiye'nin dış borcu, kriz yılı olan 2002'de 129,6 milyar dolarken, 2020 sonunda 450 milyar dolara ulaştı. Dış borcun milli gelire oranı 2020'de yüzde 62,8 ile rekor kırarken, tüketici kredileri ve kredi kartı borçları da 2002'deki 6,6 milyar liradan 887,6 milyar liraya çıktı.

2016'daki darbe girişimi sonrasında geçilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ise bağımsız kurumların yıpratıldığı, güvensizlik ve belirsizlik ortamının arttığı bir sürece yol açtı.

Yapışkan enflasyon

Belirsizlik ve güvensizlik ortamı nedeniyle dolar kuru 8 lirayı geçerken 2016'dan sonra tekrar çift haneli rakamlara çıkan enflasyon, Temmuz'da yüzde 19'a ulaştı. 2002 sonunda dolar kuru 1,6 TL seviyesindeydi. 2002 yılında yüzde 29,8 seviyesinde olan enflasyon, 2012 yılında yüzde 6,2 seviyesine kadar inmişti.

Erinç Yeldan, "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen rejim altında da kurumların yıpranması, demokratik kurumların çökertilmesi ve bürokrasinin çökertilmesi sonucunda yaratılan belirsizlik ve güvensizlik ortamı, beklentilerin bozulmasına dayalı yapışkan dediğimiz enflasyonun tetiklenmesine yol açtı" diyor.

Prof. Dr. Ceyhun Elgin, özellikle 2016'dan sonra, öngörülemezliğin, Türkiye ekonomisinin zayıf noktalarından biri haline geldiğini vurguluyor.

Kurumsal yetersizlikler

Türkiye'de ekonomi yönetiminin hem çok başlı hem de tek başlı olduğunu ifade eden Elgin, bağımsız ve özerk olması gereken kurumları kimin yönettiğinin tartışmalı olduğunu ve ekonominin kurumsal kalite yetersizlikleri anlamında çok ciddi sorunlarının bulunduğunu vurguluyor.

Prof. Dr. Ceyhun Elgin

Prof. Dr. Ceyhun Elgin

Elgin, "Merkez Bankası Başkan değişimleriyle bunu gördük veya Hazine ve Maliye Bakanları değişimleriyle bunu gördük. Açıklanan programların 'plan' adı verilen programların, Orta Vadeli Plan, uzun vadeli plan vs. bunların aslında hep kağıt üzerinde kaldığını, temenniden öteye gitmediğini, ortada aslında bir planlı bir koordinasyon olmadığını vs. bunları hep gördük" diye konuşuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktisat literatüründe yer almayan 'faizler düşerse enflasyon da düşer' teorisini hatırlatan Elgin, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın zamansız faiz indirimleri nedeniyle enflasyonun tırmandığına ve kurların yükseldiğine işaret ediyor.

Elgin'e göre güvensizlik ortamından yatırımlar da olumsuz etkileniyor. Elgin, "Türkiye'ye yatırım yapmayı düşünen uluslararası bir yatırımcının, en ufak bir risk artışında veya öngörülebilirlik düşüşünde, pek ala Türkiye'ye benzeyen, belli noktalarda Türkiye'den daha iyi olan, belli noktalarda Türkiye'den daha kötü olan pek çok alternatifi var. Buraya getirmez de komşu ülkeye getirir" diye konuşuyor. Ceyhun Elgin, bu durumun da hem büyümeye hem de makro iktisadi değişkenlere ciddi bir olumsuzluk olarak yansıdığını belirtiyor.

İşsizlik çift haneye demirledi

Öte yandan Türkiye, en fazla büyüdüğü yıllar dahi istihdamda başarılı bir politika sergileyemedi. 2002'de yüzde 10,3 olan işsizlik dört yıl hariç hep yüzde 10'un üzerinde kaldı. İşsizlik en son yüzde 10,6 olarak açıklandı.

Prof. Yeldan'a göre Türkiye bugün bu sürdürülemez büyümenin bedelini üç noktada yaşıyor: Birincisi kronik çok yüksek işsizlik. İkincisi çok yüksek kronik ve yapışkan enflasyon. Üçüncüsü de bütün bunların yurtdışı ilişkilerle de betimlendiği döviz kurundaki aşırı pahalılık. Yeldan, "Bu sarmal Türkiye'de sürdürülemez büyümenin bedeli olarak karşımıza çıkıyor" diyor.

AKP'li yıllar: Ekonomi ne yönde değişti? - DW Türkçe









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

IMF Karşıtı Annenin IMF Uzmanı Kızı

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyeliğine seçilen Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı ve IMF eski ekonomisti Doç. Dr. Selin Sayek Böke , üniversitede iktisat eğitimi alma kararının hayatının en güzel hatası olduğunu söylüyor. Anne Selin Sayek Böke ile ekonomist Selin Sayek Böke arasındaki dengeyi annesinden ilham alarak koruduğunu vurgulayan Böke, "CHP'de herkesin daha mutlu, refah içinde yaşayabileceği ekonomik ortamı sağlayacak politikalar üretilmesine katkıda bulunarak bunları somutlaştırmaya katkıda bulunacağım" diyor. Dünya Bankası ve IMF kariyerine sahip, güleryüzlü ve sıkı bir makro iktisatçı olarak bilinen Selin Sayek Böke ile CHP Parti Meclisi üyeliğinden annesi Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Füsun Sayek ile olan ilişkisine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Böke, 11 yaşındayken kardeşi ile 'gazetecilik oyunu' oynadıklarını, hazırladıkları gazeteye ekonomi yazılarını yazdığını paylaşıyor. Kendisini ekonomi alanına yönle

İran, Sıtkı Ayan’dan sorulur

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ikinci telefon görüşmesinde adı geçen işadamı Sıtkı Ayan, özellikle AKP döneminde parlayan isimlerin başında geliyor. WikiLeaks belgelerinde de adı geçen Sıtkı Ayan’ın ismi İran ile yapılan ticari anlaşmalar ve yüksek devlet teşvikleriyle anılıyor.   Sivas’ın Gölova beldesinde doğup büyüyen Sıtkı Ayan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Mesleğini icra yerine petrol işine girdi. Ayan’ın, İran ve Sudan’da petrol ve doğalgaz sahalarıyla ilgili yatırımları bulunuyor. WikiLeaks belgelerine göre ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen kripto, Başbakan Erdoğan’ın İran’daki etkinliğini ve ilişkisini ortaya koyuyordu. ABD elçiliğinin belgesinde, 22 Şubat’ta Türk gazetelerinde İran ile Türkiye arasında müşterek bir yatırım projesi imzalandığı ve buna göre kurulacak olan yeni bir doğalgaz boru hattının, İran gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacağı belirtiliy

Panama Belgeleri: Hayyam Bey'in cenneti

Panama belgelerine göre Hayyam Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan önce Niue’de bir şirket kurdu. Yaptığı açıklamada “Niue’nun adını bile duymadım” dedi. Panama belgelerinde, Türkiye tarihinin en büyük banka batırma olayına imzasını atan Hayyam Garipoğlu’nun da dört off-shore şirketi ile yer aldığı ortaya çıktı. Belgelere göre Garipoğlu’nun, Sümerbank davasında adı geçen Olsten Marketing Co Ltd’nin yanı sıra üç ayrı off-shore şirketi daha var. Bu şirketlerden biri Olsten Marketing’in kapatılmasından hemen sonra kurulan Niue merkezli Unitrade International Ltd olsa da Garipoğlu, Niue’nun neresi olduğunu dahi bilmediğini ifade ederek bu şirketin kendisine ait olduğunu yalanladı. Olsten, Mossfon müşterisi Sümerbank ile ilgili dava dosyasına göre Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan bir gün önce, kendisine ait olan Romania International Bank’a 8 milyon dolar transfer etti, buradan da yine kendi paravan şirketi Olsten Marketing’in hesabına aktardı. Panama belgelerine göre

#ParadisePapers: Off-shore biraderler

Berat ve Serhat Albayrak’ın Çalık Holding’de yönetici olduğu dönemde holdinge bağlı çok sayıda off-shore şirketi kurulmuş. Serhat Albayrak bu şirketlerden birinin bizzat direktörü. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda politikacı ve iş insanının off-shore bağlantılarını ortaya çıkaran Paradise Papers’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın da ismi geçiyor. Serhat Albayrak, belgelere göre Malta’da bir off-shore şirketle bağlantılı görünüyor. Frocks International Trading Ltd adlı şirkette Albayrak’ın yanı sıra Çalık Holding çalışanları Mehmet Gökdemir, Murat Tarı ve Şafak Karaaslan şirket yetkilileri arasında bulunuyor. Murat Tarı 2000-2005 yılları arasında Çalık Holding’de genel müdür olarak görev yaptı. Mehmet Gökdemir Çalık Holding’e bağlı GAP Tekstil yönetim kurulu üyesi, Şafak Karaaslan Çalık Holding’in dış ilişkiler sorumlusu. Serhat Albayrak da söz konusu dönemde Çalık Holding genel müdürlüğünü yürütüyordu.