Ana içeriğe atla

Pandemide ihaleler şeffaflıktan uzaklaştı

Pandemi, Türkiye'de kamu ihalelerinin pazarlık usulüyle yapılmasının gerekçesi haline geldi. Güneş enerjisi santralinden, kapalı halı sahaya, mercimek tohumundan nevresim takımına yüzlerce kamu alımında şeffaflık yok.


Son dönemde kamu ihalelerinin, şeffaflığın ve rekabetin sağlanmadığı pazarlık usulüyle yapılması yaygınlaştı. Gerekçe ise pandemi.

Kamu İhale Kanunu’nun 21/b bendine göre doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi önceden öngörülemeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden hallerin ortaya çıkması halinde ihaleler acil bir şekilde pazarlık usulüyle yapılabiliyor.

İki ayda 2,1 milyar lira

Ancak bu gerekçe ile yapılan ve pandemiyle ilişkisi olmayan çok sayıda ihale var. Kamu İhale Kurumu’nun istatistiklerine göre Şubat ayından bu yana, 21/b kapsamında yapılan ihaleler arasında kırmızı-yeşil mercimek tohumu alımı, Ramazan etkinlikleri hizmeti, güvenlik hizmeti, tek kişilik nevresim takımı, yemek kabı, ithal kalorifer kömürü, motorin, tatlı ve kahvaltı alımı, temizlik, araç kiralama, olimpik havuz, su deposu, otoyol, spor salonu, kapalı halı saha yapımı gibi çeşitli alanlarda ihaleler bulunuyor. Yaklaşık iki ay içerisinde gerçekleşen bu ihalelerin toplam bedeli ise 2,1 milyar lirayı geçiyor.

DW Türkçe’ye konuşan Uluslararası Şeffaflık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Oya Özarslan, 21/b maddesindeki acil hallerin, pandemi dönemindeki bütün ihalelerin pazarlık usulü ile yapılması anlamına gelmeyeceğini vurguluyor. 2020 yılında da acil ihale yapmayı gerektirmeyen çok sayıda kamu alımı yapıldığını söyleyen Özarslan, “Bunların içinde elbette salgının gerektirdiği laboratuvar hizmet alımı, dezenfektan alımı ya da işte 12 aylık serum ve ilaç alımı gibi ihaleler var elbette olması gerektiği gibi. Ancak veri setinin çok büyük bir çoğunluğunu pandemi konusuyla hiç ilgisiz ve acil ihale yapmanın hiç gerekmediği binek taşıt alımı, asfalt yapımı, kilitli parke alımı, pasta malzemeleri temini, hediyelik saat alımı, otogar yapımı, hızlı tren inşaatı gibi ihaleler oluşturuyor” diyor.

‘Pandemi araç haline geldi'

Kamunun açık ihale sisteminden uzaklaştığını dile getiren Özarslan, pandeminin bu anlamda kullanışlı bir araç haline geldiğini belirtiyor. 

Kamu İhale Kurumu’nun verilerine göre 2021 yılında 920’den fazla ihale 21/b kapsamında yapıldı.

Bu ihaleler arasında toplam bedeli 21 milyon lirayı bulan dört tane Güneş Enerjisi Santrali yapımı da var.

Şeffaflık Derneği’ne göre ise 2020’de toplam 172,5 milyar liralık kamu alımı yapılırken bunun 67,7 milyar lirası kapalı usulde olan ihalelerle gerçekleşti. 37,8 milyon liralık ihale pazarlık usulüyle, 9.4 milyon liralık ihale doğrudan temin, 19.6 milyon liralık ihale istisna kapsamında yapıldı.

Özarslan, son 16 yılda açık ihalelerin oranının yüzde 75’ten yüzde 60’a kadar düştüğünü ifade ediyor. Pazarlık usulü ile yapılan ihalelerin oranının ise yüzde 10’dan yüzde 22’ye kadar yükseldiğini belirten Özarslan, “Özellikle de 2020’de pazarlık usulü ile yapılan ihaleler yüzde 6 oranında çok hızlı bir şekilde arttı. Yani kamu açık ihale yapma sisteminden kaçınıyor. Sadece belli isteklilerin davet edildiği pazarlık usulüyle yapılan ihale sistemine doğru yöneliyor” diye konuşuyor.

"Usulsüzlükler gizleniyor"

Peki ihalelerin pazarlık usulüyle yapılması ne anlama geliyor?

Oya Özarslan, pazarlık usulüyle yapılan ihalelerde ihale koşullarına, kime nasıl ihale verildiğine ilişkin bilgilere ulaşmanın mümkün olmadığına dikkat çekiyor. İlanı yapılmayan bu ihalelerde ihale dokümanının sadece davet edilen kişilere verildiğini söyleyen Özarslan, bu şekilde ihale koşulları hakkında bilgi sahibi olunamadığı gibi olası usulsüzlüklere karşı şikâyet başvurusu imkanının da ortadan kalktığını dile getiriyor.

“Kamu kaynaklarının nasıl dağıtılacağı, şeffaf, eşit, adaletli, rekabetçi bir şekilde dağıtılıp dağıtılmadığına ilişkin halkın hesap sorabilme imkânın olması gerekiyor” diyen Özarslan’a göre, açık ihale sisteminin erozyona uğraması, şeffaflık ve hesap verebilirliği ortadan kaldırırken yolsuzluğa da imkan veriyor.

Oya Özarslan

Oya Özarslan

‘İktidara yakın şirketler alıyor' 

Kamu ihalelerinde pandemiden önce de 21/b usulünün yoğun bir şekilde tercih edildiğini söyleyen ekonomi yazarı Çiğdem Toker ise pandemiyle bu tercihin daha da arttığını dile getiriyor.

DW Türkçe’ye konuşan Toker, “İstediği firmaları kendisi çağırabiliyor ve ilan etmek zorunda değil. En önemli kısmı da bu. 2013, 2014’ten bu yana giderek yükselen bir eğri çiziyordu 21/b usulü tercihi. Ve bu belirlenen koşullar olmadığı halde, özellikle yapım işlerinde, yollarda bu çok tercih ediliyordu. Son dönemdeki artışta pandeminin de payı var ama özellikle yeni nesil şehir hastanelerinin inşaatları açısından bakıldığında 21/b’nin çok tercih edilmiş olması dikkatimizi çekiyor” diyor.

Ekonomi yazarı Çiğdem Toker

Ekonomi yazarı Çiğdem Toker

Geçen yılın sonbahar aylarından itibaren yeni nesil şehir hastaneleri için Aydın, Samsun, Şanlıurfa ve Antalya’da yaklaşık 1 milyar liralık ihale yapıldığını ifade eden Toker, 21/b usulüyle yapılan bu ihalelerin büyük bir çoğunluğunu iktidara yakın olarak bilinen ve çok büyük ihale portföyleri olan şirketlerin aldığını vurguluyor.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) yaptığı Ataşehir arsası ihalesinde de benzer bir durumun söz konusu olduğunu dile getiren Toker, pazarlık usulüyle yapılan bu ihaleyi de 280 milyon liraya iktidara çok yakın olan bir şirketin aldığını söylüyor. Toker, “Dolayısıyla şunu söylemek mümkün; salgın hastalık yokken bile 21/b’yi giderek tercih eden, sonuçları karartan, kamuoyuna duyurmadığı için bunu çok tercih eden iktidar Covid-19 pandemisi dolayısıyla bu tercihini yoğunlaştırmış durumda. Pazarlık usulü ihalelerin sayısındaki artıştan da bunu görebiliyoruz” diyor.

Oya Özarslan ise Dünya Bankası’nın yaptığı çalışmaya göre altyapı yatırımında dünyada en çok kamu ihalesi alan 10 büyük şirketin içinde Türkiye’den hükümete yakın 5 şirketin bulunduğunu hatırlatarak şunları söylüyor: “Hepimizin bildiği gibi mega projeler, köprüler, yollar, otoyolları, havaalanları, şehir hastaneleri gibi projelerin ihaleleri bu şirketlere verildi. Yine bu şirketlerin vergi indirimleri, teşvikler, kira ertelemeleri gibi ayrıcalıklara kolaylıkla sahip olduklarına da tanık olduk.” 

Araştırmacı Esra Gürakar’ın Kayırma Ekonomisi adlı çalışmasına da atıfta bulunan Özarslan, söz konusu çalışmaya göre kamu ihalelerin büyük bir kısmının AKP ile doğrudan bağlantısı olan 1200 şirkete gittiğini belirtiyor.

‘Hiçbir inandırıcılığı yok’

Yeni ekonomik reform paketi sonrası kamu ihaleleri için sertifikasyon sistemi getirileceği, firmaların liyakat ve yetkinliklerini belirleyen kriterlerin kamuoyuyla paylaşılacağı duyurulmuştu. Ancak Çiğdem Toker’e göre hükümet bu konuda samimi değil. Toker, “Bu ilan edildiği zaman bile hiçbir inandırıcılığı olmayan bir maddeydi. Çünkü iktidarın bugüne kadarki sicilini biliyoruz. Şeffaflık konusundaki sicilini biliyoruz. Sadece kamu ihale kanununda 2002-2003’ten bu yana kaç değişiklik yaptığını görmek, bilmek bile bu konuda hiçbir samimiyetinin olmadığını anlamaya yetecektir” diyor.

Pandemide ihaleler şeffaflıktan uzaklaştı - DW Türkçe











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

IMF Karşıtı Annenin IMF Uzmanı Kızı

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyeliğine seçilen Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı ve IMF eski ekonomisti Doç. Dr. Selin Sayek Böke , üniversitede iktisat eğitimi alma kararının hayatının en güzel hatası olduğunu söylüyor. Anne Selin Sayek Böke ile ekonomist Selin Sayek Böke arasındaki dengeyi annesinden ilham alarak koruduğunu vurgulayan Böke, "CHP'de herkesin daha mutlu, refah içinde yaşayabileceği ekonomik ortamı sağlayacak politikalar üretilmesine katkıda bulunarak bunları somutlaştırmaya katkıda bulunacağım" diyor. Dünya Bankası ve IMF kariyerine sahip, güleryüzlü ve sıkı bir makro iktisatçı olarak bilinen Selin Sayek Böke ile CHP Parti Meclisi üyeliğinden annesi Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Füsun Sayek ile olan ilişkisine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Böke, 11 yaşındayken kardeşi ile 'gazetecilik oyunu' oynadıklarını, hazırladıkları gazeteye ekonomi yazılarını yazdığını paylaşıyor. Kendisini ekonomi alanına yönle

İran, Sıtkı Ayan’dan sorulur

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ikinci telefon görüşmesinde adı geçen işadamı Sıtkı Ayan, özellikle AKP döneminde parlayan isimlerin başında geliyor. WikiLeaks belgelerinde de adı geçen Sıtkı Ayan’ın ismi İran ile yapılan ticari anlaşmalar ve yüksek devlet teşvikleriyle anılıyor.   Sivas’ın Gölova beldesinde doğup büyüyen Sıtkı Ayan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Mesleğini icra yerine petrol işine girdi. Ayan’ın, İran ve Sudan’da petrol ve doğalgaz sahalarıyla ilgili yatırımları bulunuyor. WikiLeaks belgelerine göre ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen kripto, Başbakan Erdoğan’ın İran’daki etkinliğini ve ilişkisini ortaya koyuyordu. ABD elçiliğinin belgesinde, 22 Şubat’ta Türk gazetelerinde İran ile Türkiye arasında müşterek bir yatırım projesi imzalandığı ve buna göre kurulacak olan yeni bir doğalgaz boru hattının, İran gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacağı belirtiliy

#ParadisePapers: Off-shore biraderler

Berat ve Serhat Albayrak’ın Çalık Holding’de yönetici olduğu dönemde holdinge bağlı çok sayıda off-shore şirketi kurulmuş. Serhat Albayrak bu şirketlerden birinin bizzat direktörü. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda politikacı ve iş insanının off-shore bağlantılarını ortaya çıkaran Paradise Papers’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın da ismi geçiyor. Serhat Albayrak, belgelere göre Malta’da bir off-shore şirketle bağlantılı görünüyor. Frocks International Trading Ltd adlı şirkette Albayrak’ın yanı sıra Çalık Holding çalışanları Mehmet Gökdemir, Murat Tarı ve Şafak Karaaslan şirket yetkilileri arasında bulunuyor. Murat Tarı 2000-2005 yılları arasında Çalık Holding’de genel müdür olarak görev yaptı. Mehmet Gökdemir Çalık Holding’e bağlı GAP Tekstil yönetim kurulu üyesi, Şafak Karaaslan Çalık Holding’in dış ilişkiler sorumlusu. Serhat Albayrak da söz konusu dönemde Çalık Holding genel müdürlüğünü yürütüyordu.

Panama Belgeleri: Hayyam Bey'in cenneti

Panama belgelerine göre Hayyam Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan önce Niue’de bir şirket kurdu. Yaptığı açıklamada “Niue’nun adını bile duymadım” dedi. Panama belgelerinde, Türkiye tarihinin en büyük banka batırma olayına imzasını atan Hayyam Garipoğlu’nun da dört off-shore şirketi ile yer aldığı ortaya çıktı. Belgelere göre Garipoğlu’nun, Sümerbank davasında adı geçen Olsten Marketing Co Ltd’nin yanı sıra üç ayrı off-shore şirketi daha var. Bu şirketlerden biri Olsten Marketing’in kapatılmasından hemen sonra kurulan Niue merkezli Unitrade International Ltd olsa da Garipoğlu, Niue’nun neresi olduğunu dahi bilmediğini ifade ederek bu şirketin kendisine ait olduğunu yalanladı. Olsten, Mossfon müşterisi Sümerbank ile ilgili dava dosyasına göre Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan bir gün önce, kendisine ait olan Romania International Bank’a 8 milyon dolar transfer etti, buradan da yine kendi paravan şirketi Olsten Marketing’in hesabına aktardı. Panama belgelerine göre