Ana içeriğe atla

"Hukukun adı var kendi yok"

Bugün 10 Temmuz Dünya Hukuk Günü. 1967’de Cenevre’de düzenlenen Hukuk Yoluyla Dünya Barışı konferansları dolayısıyla ilan edilen bu gün, Türkiye’de 52 yıldır kutlanıyor. Peki Türkiye'de şu an yargı ne durumda?



10 Temmuz 1967’de Cenevre’de düzenlenen Hukuk Yoluyla Dünya Barışı Konferansı sonrası, Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönemki Bakanlar Kurulu bu tarihi Dünya Hukuk Günü ilan etmişti. Ancak 10 Temmuz’u Dünya Hukuk Günü olarak anan tek ülke olan Türkiye’de, bugün "hukukun üstünlüğü" kavramı tartışılır hale geldi. 
Barış Akademisyenleri, Cumhuriyet, Gezi, ÇHD davası ve son yıllarda görülen daha pek çok dava, yarattığı mağduriyetler nedeniyle yargının bağımsızlığı konusunda soru işaretlerini artırdı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Onursal Üyesi, Avukat Fikret İlkiz'e göre hukuk devletinin tanımı, Türkiye'deki mevcut uygulamayla örtüşmüyor. İlkiz, "Bir ülkede gazetecilerin susturulması yönünde, akademisyenlerin susturulması yönünde ceza davaları açılıyorsa o ülkede hukuk devleti olduğunu iddia etmek çok zordur" tanımını yapıyor.



"Türkiye’de yargıya güvenenlerin oranı yüzde 38"
Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV'in Haziran 2019'da sonuçlarını açıkladığı "Yargı Bağımsızlığı ve Yargıya Güven" anketine göre Türkiye’de yargıya güvenenlerin oranı yüzde 38’e kadar geriledi. Yargının bağımsız olmadığına inanların oranıysa yüzde 38. 
Yargıya güvenin azaldığı hükümet tarafından da kabul edilirken, vatandaşın bu algısını değiştirmek için yeni bir strateji planı hazırlandı. Peki, bu noktaya nasıl gelindi?
1988 ile 2014 yılları arasında Cumhuriyet Savcılığı yapan Avukat Reşat Uğur Soysal’a göre, yargının bağımsızlığı konusunda esas kırılma noktası 2010 referandumu. Soysal, "2010 Referandumu’ndan sonra HSYK seçimleri de tüm hakim savcıların oylamasına dönüştü yani seçimle gelmeye başladı. Bu süreç de hakimlerin ve savcıların gruplaşmasına yol açtı" diyor. 
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesiyle Hakimler Savcılar Kurulu’nun 6 üyesini atama yetkisi Cumhurbaşkanı’na, kalan 7 üyesini atama yetkisi ise Meclis’e verildi. Yürütme ve yasamanın yargıyı bir araç olarak kullandığı kaygısı öne çıktı.
Yargının siyasallaşması konusunda hukukçular arasında görüş ayrılıkları var. Avukat Fikret İlkiz’e göre, eleştirilerde esas kıstas kişisel hak ve özgürlüklerin korunması olmalıyken, Avukat Mehmet Sarı'ya göre yasama üzerindeki baskı örnekleri başka ülkelerde de görülüyor. 
"Fetöcü’leri buradaki bu işe kalkışan kaçakları ve Yunanistan’a kaçan 9 tane helikopterle gideni ilk gün Çipras açıkladı teslim edeceğim diye sonra gelen baskılarla birlikte mahkeme kararı diye yan çizdi" diyen Avukat Mehmet Sarı sözlerini, "Bana biri desin ki Yunan mahkemesi bağımsız, tarafsız. Evet çok haklı çok bağımsız. İnanıyor musunuz siz? Bir komedi olsun mu? Buna kim inanır: Kadir İnanır!" şeklinde sürdürüyor.
"Yargı kararları birbirleriyle yarışmaz"
Fikret İlkiz'e göre ise, "Yargı kararları birbirleriyle yarışmaz. Yargının esas işi yargılama yapmaktır. Bu yüzden herhangi bir mahkeme kararı Türkiye’de şöyleydi, Kıta Avrupası’nda böyleydi, Amerika’da şöyle bir karar vardı gibi bir tartışma bana göre abesle iştigaldir. [...] O yüzden asıl mesele temel hak ve özgürlükleri koruyan insan haklarını koruyan yargı kararların kabulü, içimize sinmesi ve uygulanmasıdır."

30 Mayıs 2019 tarihli yargı reformu stratejisinde yargıya güven problemine paralel uzun tutukluluk haliyle ilgili düzenleme dikkat çekiyor. Örneğin Gezi davası nedeniyle tutuklu olan Osman Kavala, 614 gün boyunca hakim karşısına çıkarılmadı. Benzer süreci yaşayan çok sayıda gazeteci de var.
Avukat İlkiz bu konuda da, "Tutuklulukla ilgili olan düzenleme 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. O halde bu yasanın yani temel ceza kanunlarının çıkmasını sağlayan herhangi bir yürütme organı, [...] tutuklama müessesesinin kendisinin yeniden düzenleneceğini [...] söylüyorsa demek ki yargı, tutuklama müessesesini Türkiye’de kötü kullanmıştır" ifadesini kullanıyor. 
Yargının bağımsızlığı konusunda en önemli tartışmalardan biri de Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurular konusunda verdiği çelişkili kararlar.
"Anayasa Mahkemesi'nin farklı kararlar vermesi normal"
Avukat Mehmet Sarı, Anayasa Mahkemesi’nin her gazeteci hakkında farklı kararlar vermesinin normal olduğu görüşünde.
Sarı, "Bu aslında şu, yani bizim beklentilerimize cevap verirse kabul makbul, bizim beklentilerimize cevap vermezse efendim bu kurum işlemiyor, siyasal. Yani bu çok ön yargılı bir değerlendirme olduğunu düşünüyorum" diyor.
Tutuklu Avukatlar İnisiyatifi'nin açıkladığı son rakamlara göre, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana bin 546 avukat hakkında soruşturma veya kovuşturma açıldı:
2017: 390 avukat tutuklandı 
2018: Tutuklu avukat sayısı 600’ü geçti 
2019: Şu anda 100 avukat cezaevinde 
Darbe girişimi sonrası 3 bin 908 hâkim ve savcı ihraç edildi.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

IMF Karşıtı Annenin IMF Uzmanı Kızı

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyeliğine seçilen Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı ve IMF eski ekonomisti Doç. Dr. Selin Sayek Böke , üniversitede iktisat eğitimi alma kararının hayatının en güzel hatası olduğunu söylüyor. Anne Selin Sayek Böke ile ekonomist Selin Sayek Böke arasındaki dengeyi annesinden ilham alarak koruduğunu vurgulayan Böke, "CHP'de herkesin daha mutlu, refah içinde yaşayabileceği ekonomik ortamı sağlayacak politikalar üretilmesine katkıda bulunarak bunları somutlaştırmaya katkıda bulunacağım" diyor. Dünya Bankası ve IMF kariyerine sahip, güleryüzlü ve sıkı bir makro iktisatçı olarak bilinen Selin Sayek Böke ile CHP Parti Meclisi üyeliğinden annesi Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Füsun Sayek ile olan ilişkisine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Böke, 11 yaşındayken kardeşi ile 'gazetecilik oyunu' oynadıklarını, hazırladıkları gazeteye ekonomi yazılarını yazdığını paylaşıyor. Kendisini ekonomi alanına yönle

İran, Sıtkı Ayan’dan sorulur

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ikinci telefon görüşmesinde adı geçen işadamı Sıtkı Ayan, özellikle AKP döneminde parlayan isimlerin başında geliyor. WikiLeaks belgelerinde de adı geçen Sıtkı Ayan’ın ismi İran ile yapılan ticari anlaşmalar ve yüksek devlet teşvikleriyle anılıyor.   Sivas’ın Gölova beldesinde doğup büyüyen Sıtkı Ayan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Mesleğini icra yerine petrol işine girdi. Ayan’ın, İran ve Sudan’da petrol ve doğalgaz sahalarıyla ilgili yatırımları bulunuyor. WikiLeaks belgelerine göre ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen kripto, Başbakan Erdoğan’ın İran’daki etkinliğini ve ilişkisini ortaya koyuyordu. ABD elçiliğinin belgesinde, 22 Şubat’ta Türk gazetelerinde İran ile Türkiye arasında müşterek bir yatırım projesi imzalandığı ve buna göre kurulacak olan yeni bir doğalgaz boru hattının, İran gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacağı belirtiliy

#ParadisePapers: Off-shore biraderler

Berat ve Serhat Albayrak’ın Çalık Holding’de yönetici olduğu dönemde holdinge bağlı çok sayıda off-shore şirketi kurulmuş. Serhat Albayrak bu şirketlerden birinin bizzat direktörü. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda politikacı ve iş insanının off-shore bağlantılarını ortaya çıkaran Paradise Papers’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın da ismi geçiyor. Serhat Albayrak, belgelere göre Malta’da bir off-shore şirketle bağlantılı görünüyor. Frocks International Trading Ltd adlı şirkette Albayrak’ın yanı sıra Çalık Holding çalışanları Mehmet Gökdemir, Murat Tarı ve Şafak Karaaslan şirket yetkilileri arasında bulunuyor. Murat Tarı 2000-2005 yılları arasında Çalık Holding’de genel müdür olarak görev yaptı. Mehmet Gökdemir Çalık Holding’e bağlı GAP Tekstil yönetim kurulu üyesi, Şafak Karaaslan Çalık Holding’in dış ilişkiler sorumlusu. Serhat Albayrak da söz konusu dönemde Çalık Holding genel müdürlüğünü yürütüyordu.

Panama Belgeleri: Hayyam Bey'in cenneti

Panama belgelerine göre Hayyam Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan önce Niue’de bir şirket kurdu. Yaptığı açıklamada “Niue’nun adını bile duymadım” dedi. Panama belgelerinde, Türkiye tarihinin en büyük banka batırma olayına imzasını atan Hayyam Garipoğlu’nun da dört off-shore şirketi ile yer aldığı ortaya çıktı. Belgelere göre Garipoğlu’nun, Sümerbank davasında adı geçen Olsten Marketing Co Ltd’nin yanı sıra üç ayrı off-shore şirketi daha var. Bu şirketlerden biri Olsten Marketing’in kapatılmasından hemen sonra kurulan Niue merkezli Unitrade International Ltd olsa da Garipoğlu, Niue’nun neresi olduğunu dahi bilmediğini ifade ederek bu şirketin kendisine ait olduğunu yalanladı. Olsten, Mossfon müşterisi Sümerbank ile ilgili dava dosyasına göre Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan bir gün önce, kendisine ait olan Romania International Bank’a 8 milyon dolar transfer etti, buradan da yine kendi paravan şirketi Olsten Marketing’in hesabına aktardı. Panama belgelerine göre